Tütün bu yapışır eline, yakana, yarınına. Ocaklardaki fidanlar incecik, serçe parmağım kadar. Ahmet Çavuş hayalini tütün sergisinin üstünde gezdirdi. Traktörü değiştiririm, küçük oğlanı everirim, dama iki düve bağlar bu seneyi kurtarırım diye düşündü. Ama ya hastalık gelirse, gelmez gelmez basarım folderi, ziraatci oğlanın dediği gibi. Dikimden sonra tulumbayla atarım ilacı. Dikkat etmek gerek, folder bu, goca öküzü bilem devirir. Bu sene, geçen seneki gır tarlaya dikmicem, dabandaki tarlaya dikcem. Gidip gelmek zor olcek, emme ossun vassın. Bi de ceege yaparım tarlanın dibine, duvarı daşdan, üstüne çalı çırpı, gece orda yatarız kimer zaman. Gece de gırarız tütünü lüks ışığında, o zaman daha ağır basar kilo. Hem sekiz kişiyiz: ben, hanım, iki oğlan, iki gız, iki de torun var sayarsan. Torunlar daha ilkokula gidiyolar, kapıve, tutuve işlerini yaparlar. Eylül sonuna kadar dururla; zararı yok iki hafta geç giderle okula. Komşularla denişik yaparız. Üç gün biz onlara gideriz, üç gün onlar bize gelir. Oh ne iyi, bi cigara tüttürem gari. Nerde benim cigaram, hangi cebime goymuştum?
- “Hanım benim tabakam nerde?”
- “Aynanın yanındadır”
Çok zor almıştı babasından Hatçe’yi. Kesikbaşı’nda gizli gizli buluşa buluşa. Ben sana varcem, başkasını istemiyorum dediydi, öyle de oldu. Kız ayak direyince veriverdi babası. Tamam accık bahalı oldu, bilezikler eşyalar, emme değdi be. Tütün parasıyla ödemiştim borcu. Şehirdeki yaymacılardan, çerçilerden, dükkanlardan eşyaları düzdük, tütün parası deyince yazıyola. Gelecek seneye ödüyoz işte. Bu sene başka borcum yok, traktörü değiştiririm, iki tane de düve; sütünü yoğurdunu satarım. Küçük oğlan Sülümanı evermek gerek, yaşı geldi. İsmail’in gızını isticem. Çok altın ister, emme osun yazdırırız, tütün parasını alınca öderiz. Ayşe ile Fadime, onlar da büyüdüler. İki yıla eveririz herhal, gız olduklarından kelli fazla masraf gitmez.
Suna daha okumaya yeni geçti. Gazeteleri okuyor kendisi için. Gözü onu görmedi mi rahatsız oluyor. Torun bir başka ama kız torun ömre bedel. “Gızım girip durmeyin dama, orası garanlık” Kediyi govalıyola keratala, herhal. Bu sene seçim de va. Demirel’e veririz gayrı. Baş fiyet ne ise beş lira fazla vecem diyo. Bi buçuk ton tütün ossa, A graddan 25 liraya vesem 37 millar kusur para. Paraya bak. Ekispere dikkat etmek gerek. B ya da C grad derse Allah gorusun. Kappa dedi mi masanrıfı bile çıkarameyiz. Ekisper gelince bi guzu keseriz, bi sofra donadırız. Oh tamam, bi de A grad yazdı mı?
Aşağıdan bir bağırış koptu. Hatice, koca donunu feldirtede feldirtede merdiveni çıkıyordu. Nefesi boğazına tıkılmıştı. Konuşmaya çalıştıkça haykırıyordu.
-“Koş Bey, hemen koş. Yandık ki yandık. Allahım, Allahım” Nefes nefese dambaşa koştu.
- “Ne va gız neden bağırıyon”
- “Koş Suna damdaki folderi bulmuş”
- “Amanın amanın koşun taksi bulun, koş Sinan, Ümmet Emmiyi çağır, getirsin taksiyi. Koş len Sinan koş”
Aylardan nisandı, serince bir hava vardı, bulutlar güneşi gölgeliyor, kırlangıçlar çatı altlarında ötüyor, kuzular birbirine sokuluyordu. Suna’ın ağzı köpüklüydü, gözlerinin akı dönmüş, başı arkaya düşmüştü. Suna kayıyordu, gidiyordu, uçuyordu, süzülüyordu, Suna ölüyordu. Taksi hemen geldi, doluştular, Kesikbaşı’na geldiklerinde, Suna nefes almayı bıraktı. Tarlalar panayır yeri gibiydi. Taze sürülmüş kahverengi toprakların üstünde allı, morlu, yaşmaklı, kasketli, insanlar bellerini kırıp tütün dikiyorlardı. Nisan rüzgârı fidanları usulca okşuyordu. Çocuklar, koştururken fidanları eziyor, bazı fidanlar toprakta kayboluyordu.


