Emrah GENÇER Demirci Vaizi/ Demirci İlçe Müftülüğü


Tüketimin Gölgesinde İnsan


İnsan, yeryüzünde sınırsız bir sahiplik iddiasıyla değil; emanet bilinciyle var olan bir yolcudur. Sahip olduğunu sandığı her şey, gerçekte kendisine belli bir süreliğine bırakılmıştır. Mal, mülk, beden, zaman ve hatta yaşadığı çevre… Bunların hiçbiri mutlak anlamda insanın değildir. Bu yüzden mesele, ne kadar tükettiğimizden önce nasıl ve niçin tükettiğimizdir. Modern hayat, insana sürekli daha fazlasını telkin ediyor. Daha çok almak, daha çok harcamak, daha hızlı tüketmek… İhtiyaç ile arzu arasındaki çizgi giderek silikleşiyor. Oysa denge kaybolduğunda sadece kaynaklar değil, insanın iç dünyası da yıpranıyor. İsraf tam da bu noktada ortaya çıkıyor: Ölçünün unutulduğu, sınırın aşıldığı yerde.

Çoğu zaman israf denildiğinde akla yalnızca mutfak gelir. Hâlbuki mesele bundan çok daha geniştir. İsraf; sözde olur, davranışta olur, alışkanlıkta olur. Gereksiz yere uzatılan cümleler, maksadı aşan tepkiler, anlam üretmeyen tartışmalar da bir tür savurganlıktır. İnsan bazen kelimeleriyle, bazen öfkesiyle, bazen de ilgisizliğiyle tüketir hem kendini hem başkasını. Dünyanın bir yerinde temel ihtiyaçlara ulaşmak için mücadele verilirken, başka bir yerinde nimetlerin değersizleşmesi tesadüf değildir. Bir sofrada artanlar, başka bir sofrada eksik olanlarla görünmez bir bağ içindedir. İsraf, yalnızca bireysel bir tercih değil; küresel bir den-gesizliğin de aynasıdır. Bu yüzden israf meselesi, vicdanla doğrudan ilgilidir.

En az fark edilen ama en ağır sonuçlar doğuran israf türlerinden biri zamanla ilgilidir. İnsan, ömrünü tükettiğinin çoğu zaman farkına varmaz. Günler birbirini kovalarken, anlamlı bir iz bırakmadan geçen saatler birikir. Ne üretmiş, ne inşa etmiş, neyi iyileştirmiş olduğu sorusu çoğu zaman ertelenir. Oysa vakit, harcandığında geri alınamayan tek sermayedir. Sağlık da benzer şekilde, çoğu zaman ancak kaybedildiğinde kıymeti anlaşılan bir nimettir. Bedenin sınırlarını zorlayan alışkanlıklar, ruhu yoran bağımlılıklar ve ihmaller, insanın kendine yaptığı en sessiz israflardandır. İnsanın kendisini tüketmesi, dış dünyadaki hiçbir savurganlıkla kıyaslanamayacak kadar ağır bir kayıptır.

Belki de en derin israf, insanın kendisine verilen anlamı göz ardı etmesidir. Hayatı yalnızca geçim, oyalanma ve tüketme ekseninde ya-şayan bir insan, sahip olduğu potansiyeli boşa harcamış olur. Düşünmeyen, sorgulamayan, iyilik üretmeyen bir hayat; dolu gibi görünen ama içi boş bir hayattır. Bu, fark edilmesi en zor ama telafisi en güç olan savurganlıktır. Çevre ve doğal kaynaklar meselesi de aynı bakış açısının bir sonucudur. Toprak, su ve hava; insanın hoyratça kullanabileceği sınırsız alanlar değildir. Bugünün rahatlığı uğruna yarının imkânlarını tüketmek, görünmeyen bir borç bırakmaktır. Bu yüzden çevreye verilen her zarar, aslında insanın kendisine dönük bir ihmaldir.

Çözüm, büyük söylemlerden önce küçük farkındalıklarda saklıdır. Tüketirken durup düşünmek, ihtiyaç ile alışkanlığı ayırt edebilmek, haya-tın her alanında ölçüyü gözetmek… İsrafı önlemek, başkalarını eleştirmekten önce insanın kendi hayatına bakmasını gerektirir. Sofradan başlar, zamana uzanır; sözde başlar, niyete kadar iner.

Unutulmamalıdır ki israf yalnızca imkânları azaltmaz; bereket duygusunu da yok eder. Tasarruf ise eksiltmek değil, kıymet bilmektir. Tüketirken tükenmemek, çağımız insanı için bir tercih değil; bir zorunluluktur. Çünkü kaybedilen sadece bugün değildir. İsraf, fark edilmedi-ğinde yarını da sessizce tüketir.
 

YAZARLAR