Bazen bir nimetin değerini, onu kaybetme ihtimaliyle karşılaşınca daha iyi anlarız. Oysa hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan bazı nimetler vardır ki varlığına öylesine alışırız ki ne kadar kıymetli olduğunu düşünmeyiz. Su da bunlardan biridir. Bir musluğu açtığımızda akan, bir bardakla elimizin altına gelen suyun ardında aslında büyük bir ilahî nimet ve emanet vardır.
Özellikle yazın kavurucu sıcaklarında suya olan ihtiyacımız daha da artıyor. Susuyor, serinlemek için duş alıyor, bahçelerimizi ve tarlalarımızı suluyoruz. Tam da böyle zamanlarda suyun kıymetini daha iyi anlamamız ve onu kullanırken daha dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü su yalnızca bizim bugünümüzün değil, yarının da emanetidir.
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “İçtiğiniz suya bakmaz mısınız? Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu ve acı yapardık. O hâlde şükretmeniz gerekmez mi?” (1)
Bu ayet, her gün elimizin altında bulunan suyun ne büyük bir nimet olduğunu hatırlatıyor. Yağmurun yağması, toprağın suya kavuşması, kaynakların ve kuyuların beslenmesi, musluğumuzdan temiz suyun akması… Bunların her biri alıştığımız için sıradan gördüğümüz; fakat üzerinde düşünüldüğünde şükretmemizi gerektiren büyük nimetlerdir.
Bugünlerde sıcaklıkların iyice arttığı şu günlerde suyu daha fazla tüketiyoruz. Serinlemek için duş alıyoruz; bazen de “Hava çok sıcak, biraz daha duş yapayım.” diye düşünüyoruz. Elbette temizlenmek ve serinlemek ihtiyaçtır. Ancak ihtiyaç ile israf arasındaki ölçüyü korumak gerekir. Duş yaparken gereğinden fazla suyu akıtmak, musluğu ihtiyaç olmadığı hâlde açık bırakmak veya serinleme adına suyu ölçüsüzce tüketmek doğru değildir. Sıcak havalarda suya daha çok ihtiyaç duymamız, onu daha fazla israf etmemizi değil, kıymetini daha iyi bilmemizi gerektirir.
Rabbimiz açıkça şöyle buyuruyor: “Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (2)
İsraf yalnızca sofrada artan yemeği çöpe atmak değildir. İhtiyaç olmadığı hâlde akan her damla su da israfın bir parçasıdır. Elimizi yıkarken, dişlerimizi fırçalarken, tıraş olurken, duş yaparken, arabamızı veya bahçemizi temizlerken ihtiyacımız kadar su kullanmaya dikkat etmeliyiz. Özellikle su kaynaklarının azaldığı ve kuraklığın kendisini daha fazla hissettirdiği dönemlerde bu hassasiyet daha da önem kazanmaktadır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de su kullanımında ölçülü olmayı bizlere öğretmiştir. Bir sahabinin abdest alırken fazla su kullandığını görünce, “Akan bir nehirden bile abdest alıyor olsan israf olur.” buyurmuştur. (3)
Bir nehrin başında bile suyu gereksiz yere kullanmak israf kabul ediliyorsa, bugün temiz su kaynaklarımızın azaldığı bir dönemde suya karşı sorumluluğumuzu daha fazla hatırlamamız gerekmez mi?
Üstelik su yalnızca bizim ihtiyacımız değildir. Hayvanlar, bitkiler, tarım ve bütün canlıların hayatı suya bağlıdır. Bu sebeple suyu gereksiz yere tüketmek, kirletmek, kaçak kullanmak veya başkalarının su hakkını gözetmemek sadece kişisel bir tercih değildir. Böyle bir davranış, kul hakkına ve gelecek nesillerin hakkına uzanan bir sorumluluğu da beraberinde getirir.
Öyleyse suyun yokluğunu beklemeden kıymetini bilelim. Evimizde gereksiz yere muslukları açık bırakmayalım, duşlarımızı ihtiyaç ölçüsünde yapalım, bahçe ve tarla sulamalarında israfı önleyelim, temiz su kaynaklarımızı kirletmeyelim.
Çocuklarımıza da suyun yalnızca tüketilecek bir kaynak değil, Allah’ın bize emanet ettiği bir nimet olduğunu öğretelim.
Her damla su bir nimettir ve nimete şükretmenin yollarından biri de onu israf etmemektir.
Rabbimiz bizleri nimetlerinin kıymetini bilen, israftan sakınan kullarından eylesin; ülkemize ve bütün insanlığa yeterli, temiz ve bereketli sular ihsan eylesin.
Kaynakça:
(1) Vâkıa, 56/68-70.
(2) A‘râf, 7/31.
(3) İbn Mâce, Tahâret, 48.

