Büşra KARAGÖZ  Serbest Muhasebeci / Mali Müşavir

Büşra KARAGÖZ Serbest Muhasebeci / Mali Müşavir


RASYONEL İNSAN, İRRASYONEL PARA FİNANSAL KARARLARIMIZIN PSİKOLOJİSİ


Ekonomi bize insanı çoğu zaman rasyonel bir varlık olarak anlatır. Alternatifleri değerlendirir, maliyetleri hesaplar, faydasını maksimize eder ve sınırlı kaynaklarını en doğru biçimde dağıtır.
Kâğıt üzerinde oldukça kusursuz bir insan modelidir bu.
Fakat gerçek hayatta insan, çoğu zaman matematiksel olarak doğru olanı değil, psikolojik olarak kendisine doğru geleni seçer.
Tam da bu nedenle para, yalnızca matematiğin konusu değildir. Para aynı zamanda hafızanın, alışkanlıkların, korkuların ve algının da konusudur.
Bir başka ifadeyle; finansal kararlarımızın önemli bir bölümü hesap makinesinde değil, zihnimizde alınır.
Davranışsal finansın ortaya koyduğu en önemli gerçeklerden biri de budur: İnsan ekonomik kararlarında her zaman tam anlamıyla rasyonel değildir.
Daniel Kahneman ve Amos Tversky' nin geliştirdiği beklenti teorisi, insanların kazanç ve kayıpları aynı ölçekte değerlendirmediğini ortaya koyarken; Richard Thaler'ın çalışmaları, bireylerin ekonomik davranışlarının psikolojik ve davranışsal unsurlardan ne ölçüde etkilendiğini göstermiştir.
Kısacası insan, parasını yönetirken yalnızca gelecekte ne kazanacağını düşünmez.
Neyi kaybetmekten korktuğunu da düşünür.
Ve bazen kaybetme korkusu, kazanma arzusundan daha güçlüdür.
Kayıp neden kazançtan daha ağır gelir?
Bir kişinin 10.000 TL kazanmasıyla 10.000 TL kaybetmesi, matematiksel olarak aynı büyüklükte iki olaydır.
Fakat zihinsel karşılığı aynı değildir.
İnsanların kayıplara, eşdeğer büyüklükteki kazançlardan daha fazla ağırlık verme eğilimi, davranışsal finans literatüründe kayıptan kaçınma olarak tanımlanır.
Bu yüzden yatırımcı bazen zarar eden bir varlığı sırf “zararını gerçekleştirmek istemediği” için elinde tutabilir.
Kâğıt üzerindeki zarar gerçekleşmemiş gibi hissedilir.
Oysa finansal gerçeklik açısından mesele farklıdır.
Bir varlığın geçmişte ne kadara alındığı, onun bugün tutulması için tek başına gerekçe değildir.
Burada insan zihni ile finansal gerçeklik arasında önemli bir ayrışma meydana gelir.
Geçmişte ödediğimiz bedel, gelecekteki kararımızın doğruluğunu garanti etmez.
Finans literatüründe batık maliyet yanılgısı olarak tartışılan bu durum, hayatın başka alanlarında da karşımıza çıkar: Bitirilmiş bir eğitim, yıllarca sürdürülen bir iş, alınmış bir ev, hatta artık bize hizmet etmeyen bir alışkanlık...
Sırf bugüne kadar emek verdik diye yarını da aynı şekilde sürdürmek zorunda değiliz.

Parayı neden farklı kutulara ayırıyoruz?
İnsan zihni paranın kaynağına ve kullanım amacına göre ona farklı anlamlar yükleyebilir.
Thaler'ın zihinsel muhasebe olarak kavramsallaştırdığı bu davranış, günlük hayatta oldukça tanıdıktır.
Maaştan gelen 10.000 TL ile beklenmedik bir primden gelen 10.000 TL'nin ekonomik değeri aynı-dır.
Fakat zihnimizdeki değeri aynı olmayabilir.
Maaş “zorunlu giderlerin parasıdır”.
Prim “kendime bir şey alma parasıdır”.
Piyangodan gelen para ise kimi zaman “harcanabilir para” olarak görülür.
Oysa paranın üzerinde kaynağını belirten görünmez bir etiket yoktur.
10.000 TL, nereden geldiğinden bağımsız olarak 10.000 TL'dir.
Finansal kararlarımızı zorlaştıran şey bazen paramızın miktarı değil, ona yüklediğimiz psikolojik anlamdır.

Bugünün insanı neden geleceğini iskonto ediyor?
Finansın temel prensiplerinden biri paranın zaman değeridir.
Bugün sahip olduğumuz bir liranın, gelecekte elde edeceğimiz bir liradan farklı bir ekonomik değeri vardır.
Fakat insan zihni bu hesabı her zaman doğru yapmaz.
Bugün tüketmek, yarın biriktirmekten daha somut görünür.
Bugün satın alınan telefon elimizdedir.
Yirmi yıl sonra ulaşılacak finansal güvence ise zihnimizde henüz bir görüntüye sahip değildir.
Bu nedenle tasarruf etmek yalnızca matematiksel bir işlem değildir.
Aynı zamanda bugünkü benliğimiz ile gelecekteki benliğimiz arasında kurulmuş bir sözleşmedir.
Bugünkü insanın, gelecekteki insanına ne kadar güven duyduğu meselesidir.
Belki de finansal disiplinin en zor tarafı tam olarak budur:
Henüz tanışmadığımız bir gelecekteki kendimiz için bugünkü konforumuzdan vazgeçebilmek.
Tüketim yalnızca ihtiyaç meselesi değildir
Modern tüketim ekonomisinde satın aldığımız şeylerin kullanım değerinden daha fazlasını satın alıyoruz.
Statü, aidiyet, kimlik, özgüven, görünürlük ve bazen de başkalarının gözündeki yerimizi satın almaya çalışıyoruz.
Bu nedenle “İhtiyacım var mı?” sorusu artık tek başına yeterli değildir.
Belki daha önemli soru şudur:
“Bunu gerçekten ben mi istiyorum, yoksa bana istemem gerektiği mi öğretildi?”
Reklamların, sosyal medyanın ve çevresel etkilerin tüketim tercihlerimiz üzerindeki rolü tam da burada önem kazanır.
İnsan yalnızca ekonomik bir varlık değildir.
Aynı zamanda sosyal bir varlıktır.
Ve bazen satın aldığımız şey bir ürün değil, kendimiz hakkında anlatmak istediğimiz hikâyedir.
Finansal özgürlük önce zihinde başlar
Finansal özgürlük çoğu zaman yüksek gelirle ilişkilendirilir.
Oysa yüksek gelir ile yüksek finansal özgürlük aynı kavram değildir.
Gelir artabilir; fakat harcama eğilimi de aynı hızda artıyorsa ekonomik hareket alanı genişlemeyebilir.
Bu nedenle finansal refahı yalnızca gelir üzerinden okumak eksik kalır.
Gelir, tasarruf oranı, borçluluk, varlık dağılımı, risk yönetimi ve zaman ufku birlikte değerlendirilmelidir.
Daha önemlisi, bütün bu değişkenlerin arkasında davranış vardır.
Çünkü en iyi finansal plân bile uygulanmadığında  yalnızca kâğıt üzerinde iyi bir plândır.
Belki de finansal okuryazarlığın gerçek amacı bize daha fazla para kazandırmaktan önce, paramızla kurduğumuz ilişkinin farkına vardırmaktır.

Son söz: Para matematik bilir, insan ise hikâye
Paranın matematiği oldukça nettir.
Gelirden gider çıkarılır.
Faiz hesaplanır.
Getiri ölçülür.
Risk dağıtılır.
Enflasyon satın alma gücünü aşındırır.
Fakat insan bütün bu matematiğin içinde matematiksel olma-yan bir varlık olarak durur.
Korkuları vardır.
Geçmiş deneyimleri vardır.
Statü arzusu vardır.
Kaybetmekten çekinir.
Bazen geçmişte verdiği bir karara gereğinden fazla bağlanır.
İşte finansal kararlarımızı yalnızca rakamlarla açıklayamamamızın nedeni budur.
Çünkü para hesaplanabilir; fakat parayla kurduğumuz ilişki yalnızca hesaplanamaz.
Belki de gerçek finansal olgunluk, daha fazla kazanmayı öğrenmekten önce şunu fark etmekle başlar:
Parayı yönettiğimizi sanırken, bazen aslında kendi davranışlarımız tarafından yönetiliyoruz.

Finansal özgürlük, cebimizdeki rakamların büyümesiyle değil; para karşısındaki davranışlarımızın değişmesiyle başlar. Çünkü insan, parasını yönetmeden önce kendi korkularını ve tercihlerini yönetmeyi öğrenmelidir.

Mali Müşavir
Büşra Karagöz

YAZARLAR