
Mizan terazisi kurulunca soracaklar sana:
— Sevginin bedelini ödediniz mi?
Sen diyeceksin:
— Hayır!
O diyecek:
— Hayır!
Sorgucular diyecekler ki:
— Peki, onca yıl neden yaşadınız? Öyle yaşamaktan tat aldınız mı? Onca oksijeni ne diye tükettiniz?
Akla yatkın bir cevabınız olmadığı için susup mel mel bakacaksınız!
Soracaklar sana:
— Sen, diyecekler, bilmez miydin, sevgi emek ister?
Soracaklar ona:
— Bilmez miydin gülüm, sevgi emek ister?
O diyecek:
— Yürekli olmak insanın tabiatıyla ilgili!
Soracaklar sana:
— Bilmez miydin gülüm, sevgi emek ister?
Sen diyeceksin:
— Tavşan yürekliyimdir, korkarım her şeyden!
Soracaklar ona:
— Sen, diyecekler, sevmedin mi? Aydan arı, günden duru sevdiceğine bir kez bile olsa "Seni seviyorum" demedin mi?
Soracaklar sana:
— Sen, diyecekler, bu kadar kutsal, bu kadar temiz, bu kadar arı; aydan arı, günden duru bir sevgi nerede var, hiç gördün mü, hiç duydun mu?
Senin de onun da verecek bir cevabı olmadığı için mel mel bakacaksınız!
Mizan terazisi kurulacak; iyilik, miyilik her şey tartılacak. Bütün güzellikler kat kat yığılıp dağlar kadar olacak! Sonra bütün güzellikler bir çırpıda silinip gidecek! Çünkü sen de o da sevdanın hakkını veremediniz!
Sonra diyecekler size:
— Kırk sefer Kabe’yi tavaf etseniz bile boş! diyecekler.
Mizan terazisi kurulacak; iyilik, kötülük her şey tartılacak.
— Sen, diyecekler ona, tek gamzelinin, aydan arı, günden duru Mavi Yürekli’nin hakkını nasıl ödeyeceksin? Sen, diyecekler, hakkını veremedin sevginin, ne diye umut verdin? diyecekler.
Soracaklar ona:
— Yüksekten uçtun desek değil, burnun havada desek o hiç değil... Peki ne, bir şey söyle, ne, ne?
Soracaklar sana:
— Yüksekten uçtun desek değil, burnun havada desek hiç değil... Sen konuşurken "Birilerini kırarım, yanlış bir şey söylerim" diye aklın giderdi... Ne peki, ne, ne?
Mizan terazisi kurulunca soracaklar ona:
— Peki, anladık, hepsi bu kadar mı?
— Hayır, bu kadar değil!
— Ne peki? Anlat o zaman, mizan terazisi kurulmuşken anlat çabuk!
— Işık, bir ışık beklerken Uludağ’ın yamacından; o ışık önce yavaş yavaş köresedi, sonra da sönüp gitti!
— Sonra?
— Sonra bir ışık yandı Bozdağ’ın eteklerinden, üzüm bağları diyarından. Işık ama fersiz, mermisiz, mecalsiz... Kendine hayrı olmayan bir ışık!
— Anladık, hepsi bu kadar mı?
— Hayır, daha anlatacaklarım var! Asi Tepe’nin ta uzaklarında kararsız kararsız yanıp sönen bir Çoban Yıldızım vardı. Sonra birden "Yanayım mı, yanmayayım mı?" derken sönüp gitti. Ne edeyim ben?
Mizan terazisi kurulunca sormaya devam edecekler ona. Kabahatin çoğu onun çünkü; o bir adım atmadan bir ışık beklemek akla ziyan...
— Hepsi bu kadar mı?
— Hayır, hayır!
— Daha ne var? Basiretsizliğine, beceriksizliğine bakalım hangi kılıfları uyduracaksın?
— Bir kılıf uydurmaya-cağım, her şeyi olduğu gibi anlatacağım. Bir ışık yandı; bu ışığı getirip tam önümde beynime bir çivi çakar gibi çaktılar!
— Devam et!
— Bir ışık yandı dedim ya... Bu ışık Gediz’in önüne set koydukları diyardan. Bir ışık yaktılar ya hemen yanı başımda; işte o zaman duymaz oldu kulağım, görmez oldu gözüm! Osman’ın at koşturduğu diyarın tek gamzelisini, çekik gözlüsünü unutturdu! Bir ışık yaktılar hemen yanı başımda; huyu huyum, yolu yolum... Şafağın nar içi kızıllığında bana selam getirdiler Fatma Ana’nın diyarından. Dediler ki: "Bu ışık, bu ışık..." Dediler ki: "Bu ışık senin ışığın, Fatma Ana’nın ışığı ile nurlanmışsın, daha ne beklersin?" dediler!
— Sonra?
— Bu ışık... İşte bu ışık yolu yolum, huyu huyum; başka da diyeceğim hiçbir şey yoktur!
— "Diyeceğim budur" diyorsun?
— Bir bedel ödenecekse şayet, varsa kıldan köprü; işte tam oradan geçerken ister katran kazanlarının kaynadığı tarafa ister Kevser şarabının aktığı yana... İkisi de kabulüm!
Mizan terazisi kurulunca soracaklar sana:
— Kerem böyle der, sen ne dersin?
— Kerem böyle der, sen ne dersin?
— Ben de derim ki:
Kelamınızın terazisi ne yana ağır basarsa bassın, hükmünüz nereye varırsa varsın ne çıkar! Aklın ve korkunun geç-meye cesaret edemediği o dar köprüleri ben gönül mülkünde çoktan aştım. Ben ne derim? Ben, "Bana müsaade, ben kendi cemalime gidiyorum" derim! Ne korkunun ne usulün ne de sorgunun kaldığı o dilsiz diyara alır başımı giderim! Teraziniz de hükmünüz de sizin katınızda kalsın... Müsaadeniz olsa da olmasa da ben o diyara giderim!
Bir ışık yandı göğün en yüksek katında. Bir ışık ki bütün kainatı gündüzden daha gündüz yaptı. Tekmil renklerin derinliklerindeki sihir ayan beyan meydan aldı. Sonra birden tekmil mahlukat birer merdiven kurup arşı aleme doğru alıp başını çekip gitti.
Ocak 2020 / Bayraklı

