Günümüzde hayatımızın önemli bir bölümü göz önünde yaşanıyor. Ne yaptığı-mızı, nerede olduğumuzu, nasıl göründüğümüzü ve neleri beğendiğimizi çoğu zaman yalnızca çevremizdekiler değil, hiç tanımadığımız insanlar da biliyor. Sosyal medya ise özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırı her geçen gün biraz daha belirsiz hâle getiriyor. Böyle bir zamanda “hayâ” ve “mahremiyet” kavramları üzerine yeniden düşünmek gerekiyor.
Hayâ, çoğu zaman yalnızca giyim kuşamla ilişkilendiriliyor. Oysa hayâ bundan çok daha geniş bir anlam taşıyor. İnsanın kendisine, bedenine, başkasının sınırlarına ve içinde bulunduğu topluma karşı ölçülü davranabilmesi; neyi, nerede ve nasıl paylaşacağını bilebilmesi de hayânın bir parçasıdır.
Kur’an-ı Kerim’de, “Müminler arasında hayâsızlığın yaygınlaşmasını isteyenlere dünyada ve ahirette can yakıcı bir azap vardır.” buyurulması, meselenin yalnızca bireysel tercihlerden ibaret olmadığını gösteriyor. (1) Çünkü toplumda neyin normal kabul edildiği, zamanla hepimizin davranışlarını etkileyebiliyor.
Bugün özellikle dijital dünyada bunun pek çok örneğini görüyoruz. Bir görüntü birkaç saniye içinde binlerce kişiye ulaşabiliyor. Bir davranış, tekrar tekrar karşımıza çıktığında bize daha sıradan görünmeye başlayabiliyor. Çocuklar ve gençler ise henüz değer yargıları şekillenme aşamasındayken bu dünyayla karşılaşıyor. Burada asıl mesele, çocuklarımızı dünyadan tamamen uzaklaştırmak değil. Onlara dünyayı doğru okuyabilecek bir bilinç kazandırabilmek. Çünkü çocuklara yalnızca “Bunu yapma.” demek çoğu zaman yeterli olmuyor. Nedenini anlatmak, doğru davranışın arkasındaki değeri göstermek ve en önemlisi onlara davranışlarımızla örnek olmak gerekiyor.
Mahremiyet de yalnızca kişinin kendi bedeniyle ilgili bir konu değil. Başkasının özel hayatına saygı göstermek, birinin fotoğrafını izinsiz paylaşmamak, özel bir konuşmayı başkalarına aktarmamak, insanları görünüşleri üzerinden değerlendirmemek de mahremiyet kültürünün parçalarıdır.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri, sınırların değerini yeniden hatırlamak. İnsan her istediğini yapabildiği ölçüde değil, nerede duracağını bildiği ölçüde de özgürdür. Kendisine ait olanla başkasına ait olan arasındaki farkı bilmek, insan ilişkilerinde önemli bir olgunluk göstergesidir. Giyim konusunda da meseleye yalnızca başkalarının ne giydiği üzerinden bakmak yerine, insanın kendi tercihinin arkasındaki anlamı düşünmesi daha sağlıklı olacaktır. Kıyafet, insanın kişiliğinin tamamı değildir; fakat kişinin kendisini ifade etme biçimlerinden biridir. Bu nedenle farklı tercihlere karşı saygıyı korurken, toplumun ortak değerlerini ve mahremiyet anlayışını da göz ardı etmemek gerekir.
Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Hayâ imandandır.” buyurmuştur. (2) Bu kısa ifade, hayânın sadece dış görünüşe indirgenemeyecek kadar derin bir ahlaki değer olduğunu hatırlatır.
Asıl mesele de belki burada başlıyor. Hayâ; insanın bakışında, konuşmasında, davranışında, paylaşımında ve başkasına yaklaşımında kendisini gösteren bir ölçüdür. Bazen bir sözü söylememektir. Bazen bir görüntüyü paylaşmamaktır. Bazen bir başkasının sınırına saygı göstermektir. Bazen de kimsenin görmediği bir yerde bile doğru olanı yapabilmektir.
Çocuklarımızın böyle bir dünyada yetiştiğini düşünürsek, onlara bırakabileceğimiz en değerli miraslardan birinin de bu ölçü duygusu olduğunu fark ederiz. Onlara sadece neyi yapmamaları gerektiğini değil, neden bazı sınırların insanı koruduğunu anlatabilmeliyiz. Çünkü teknoloji değişiyor, moda değişiyor, iletişim biçimleri değişiyor. Fakat insanın saygınlığa, güvene, mahremiyete ve karşılıklı saygıya duyduğu ihtiyaç değişmiyor.
Belki de bugün hayâyı yeniden konuşmanın en güzel yolu, birbirimizi yargılamak değil; kendimizden başlayarak daha ölçülü, daha saygılı ve daha duyarlı bir hayat kurmaya çalışmaktır. Zira mahremiyet, insanın dünyadan sakladığı bir alan olmaktan çok, insanın kendisine ve başkasına verdiği değerin sınırlarını belirleyen sessiz bir erdemdir.
Kaynakça :
(1) Nûr, 24/19.
(2) Müslim, Îmân, 57.

