Emrah GENÇER Demirci Vaizi/ Demirci İlçe Müftülüğü


Güçlü Toplumun Mimari : Baba


 Toplumların gücü, yalnızca ekonomik imkânlarıyla ya da teknolojik gelişmişlikleriyle ölçülmez. Asıl güç, insan yetiştirme kabiliyetinde gizlidir. Bu noktada ailenin rolü tartışılmaz; ancak aile içinde babanın konumu, çoğu zaman ya ihmal edilir ya da sadece maddi sorumluluklarla sınırlandırılır. Oysa baba, sadece eve rızık getiren bir figür değil; karakter inşa eden, yön veren, istikamet kazandıran bir rehberdir.

Bir baba, çocuğunun hayatında yalnızca bir otorite değil, aynı zamanda bir modeldir. Çocuk, babasında gördüğünü hayatına taşır. Onun konuşma tarzını, olaylara yaklaşımını, öfkesini, sabrını, hatta sessizliğini bile öğrenir. Bu yüzden baba olmak, sadece bir unvan değil; ağır bir mesuliyettir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Lokman’ın oğluna yaptığı nasihatler, babalığın özünü ortaya koyan en güzel örneklerden biridir. Lokman (a.s), oğluna sadece doğruyu öğretmekle kalmaz; aynı zamanda onu bilinçli bir birey olarak yetiştirir. Ona Allah’ın her şeyi gördüğünü hatırlatarak sorumluluk duygusu kazandırır, namazı emrederek ibadet bilinci aşılar, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırarak toplumsal duyarlılık öğretir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: “Yavrucuğum! Namazını dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten alıkoy ve başına gelenlere sabret…” (1) Bu ayet, bir babanın çocuğuna verebileceği eğitimin çerçevesini açıkça ortaya koyar: İman, ibadet, ahlak ve sabır.

Bugün birçok baba, çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak adına büyük fedakârlıklar yapıyor. Daha iyi bir okul, daha iyi bir meslek, daha konforlu bir hayat… Bunların hepsi kıymetlidir; ancak yeterli de-ğildir. Çünkü bir çocuğun sadece dünyasını imar etmek, ahiretini ihmal etmek demektir. Oysa gerçek başarı, dünya ile ahireti birlikte inşa edebilmektir. Baba, çocuğuna sadece “nasıl başarılı olunur”u değil, “nasıl iyi insan olunur”u öğretmelidir. Çünkü iyi insan olmadan elde edilen başarı, topluma fayda değil zarar getirir. Nitekim bugün karşı karşıya olduğumuz birçok ahlaki problemin temelinde, değer eğitiminden yoksun bireyler yatmaktadır.

Bir baba için en büyük tehlike, çocuğuyla arasına mesafe koymasıdır. “Ben çalışıyorum, onun için çabalıyorum.” düşüncesi, çoğu zaman duygusal kopukluğu gizleyen bir perdeye dönüşür. Oysa çocuk, babasının getirdiği rızıktan çok, onun varlığına, ilgisine ve sevgisine ihtiyaç duyar. Baba eve sadece bedeniyle değil, kalbiyle de gelmelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s), bu noktada babalara önemli bir ölçü vermektedir: “Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha değerli bir miras bırakmamıştır.” (2) Peygamberimiz (s.a.s)’in bu hadisi de, babalığın özünü tek cümlede özetler. Mal, mülk, makam… Hepsi geçicidir. Ancak güzel terbiye, hem bu dünyada hem de ahirette değerini koruyan bir mirastır.

Baba, çocuğunun ilk öğretmeni değil belki ama en etkili öğretmenidir. Çünkü çocuk, en çok gördüğünden öğrenir. Namaz kılmayan bir babanın, çocuğuna namazı sevdirmesi zordur. Yalan söyleyen bir babanın, çocuğuna doğruluğu öğretmesi inandırıcı değildir. Öfkesini kontrol edemeyen bir babanın, sabrı anlatması etkili olmaz. Bu yüzden baba, önce kendi hayatını düzene koymalı; sonra çocuğuna yön vermelidir.

Günümüz dünyasında çocuklar, çok çeşitli tehditlerle karşı karşıya. Dijital bağımlılık, zararlı alışkanlıklar, kimlik bunalımı, değer erozyonu… Bu ortamda baba, bir “koruyucu kalkan” olmalıdır. Ancak bu koruma, baskıyla değil; bilinçle, sevgiyle ve rehberlikle sağlanmalıdır. Yasaklamak yerine anlatan, korkutmak yerine bilinçlendiren bir baba, çocuğunun kalbinde daha kalıcı bir etki bırakır.

Aynı zamanda baba, çocuğuna sorumluluk vermelidir. Sürekli korunan, her ihtiyacı hazır karşılanan bir çocuk, hayata karşı dirençsiz büyür. Oysa baba, çocuğunu hayata hazırlayan kişidir. Ona sorumluluk vererek, hata yapmasına izin vererek ve gerektiğinde destek olarak güçlü bir karakter oluşmasına katkı sağlar.

Bir başka önemli husus da adalettir. Baba, çocukları arasında adil olmalıdır. Sevgi, ilgi ve imkânlar konusunda dengeyi gözetmelidir. Aksi halde aile içinde kıskançlık, kırgınlık ve uzaklaşma başlar. Adalet, sadece toplumun değil, ailenin de temelidir.

Nihayetinde baba, bir evin direği olduğu kadar bir toplumun da temel taşıdır. Sağlam babalar, sağ-lam aileler; sağlam aileler ise güçlü toplumlar oluşturur. Bu yüzden babalık, ihmal edilebilecek bir rol değil; bilinçle, gayretle ve dua ile taşınması gereken bir emanettir.

Unutulmamalıdır ki; bir baba, sadece çocuk büyütmez. Aynı zamanda bir nesil yetiştirir. Ve yetiştirdiği o nesil, yarının toplumunu şekillendirir. Bu nedenle her baba, attığı her adımda şu soruyu kendine sormalıdır: “Ben çocuğuma nasıl bir miras bırakıyorum?”

Eğer bu miras güzel ahlak, sağlam iman ve doğru bir istikamet ise, işte o zaman hem dünyada hem ahirette kazananlardan olacaktır.

Kaynakça : 
(1) Lokman, 31/17. 
(2) Tirmizî, Birr, 33.
 

YAZARLAR