BÖLÜM 6 :
Anadolu’nun İslamlaşmaya başlaması 9 ve 10. yüzyıllarda başladığı araştırmalar ve Bizans vesikalarıyla sabittir.
Bahsedilen asırlardaki devlet veya imparatorlukların sınırları şehirlerle belirleniyordu. Mesela Erivan şehri ve yakınları Osmanlı Devleti’ne ait olacak diye mutabakata varıldığı zaman 19 ve 20. asırlardaki gibi sınırlar net bir şekilde tespit edilip yazılmıyordu. Topraklar bol ve boş, yaşayan insanlar az olduğu için göçle gelip belirli bir mahale yerleşen topluluklara ses çıkarılmıyordu. Netice olarak bu göç ile gelen topluluklardan devlet vergi alıp asker devşirebiliyordu.
Türk aşiretleri hayvan sürüleri ile birlikte – yörükler eski çağlardan beri hayvancılık yapardı – suyu bol, otlakları geniş ve verimli bölgelere göç ederlerdi. Bu göçler neticesinde Anadolu’nun doğusu ve Kayseri – Konya arasını mesken tutarak boylar, oymaklar ve obalar buralara yerleşmişlerdir.
Bu boylar başlangıç itibarıyla Peçenek ve Uz ( Oğuz olabilir ) olarak isimlendirilen Türk boyları ağırlıklı olup zaman içerisinde Hristiyanlaşıp benliklerini kaybetmelerine rağmen dillerine sahip çıkıp konuşmaya devam etmişlerdir. Bu boylara zaman içerisinde yerleştikleri yere izafeten Karamani veya Konyar isimleri verilmiş, mevcudiyetlerini 1925 yılında Atatürk’ün Yunanistan ile yaptığı mübadele sonunda (insanların karşılıklı değişilmesi) bölgelerinden koparılarak Yunanistan’a gönderilmişlerdir. Bunların içinde en meşhurları Armatör Onasis, rejisör Elia Kazan, Yunanistan başbakanı Karamannis gibi isimlerdir.
Kurtuluş Savaşı sırasında yaptığı hizmetlerden dolayı Erenerol sülalesi bu mübadeleye tabii tutulmayarak Türkiye’de kalmasına müsaade edilmiştir.
Bu iki boy karşımıza 1071 ve 1402 yıllarında tekrar karşımıza çıksalar bile bugün Uz ve Peçenek boyları artık tarih sahnesinden silinmiş olup devamlarının nerede yaşadığı da bilinmemektedir.
Kendi başlarına Anadolu’ya gelip yerleşen Uz ve Peçeneklerden bir asır sonra dergâh ve tekkelerde Türk-İslam terbiyesi ile eğitilip o devrin en geçerli sanatı olan demircilik sanatı ile donatılmış erenler Horasan’dan Anadolu’ya bir sel gönderilmeye başlar.
Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ocaklarını kuran bu Horasan erleri Hristiyan yerli halkın sevgi ve himayesini de kazanınca Orta Asya Türk illerinden sürüleri ile beraber gelen aşiret ve boylar Alperen ocaklarının etraflarına yerleşmeye başlayınca Anadolu’ya Türk-İslam mührü de silinmeyecek bir şekilde vurulmaya başlar.
Bizans’taki devlet adamları Bizans entrikaları ismiyle bilinen birbirlerine karşı tatbik ettikleri ayak oyunlarıyla meşguldüler. Ta ki 1040 yılına doğru akılları başlarına gelince Anadolu’ya yerleşen bu Türk boylarına karşı Dandanakan’da yaptıkları savaşı kaybedip İstanbul’a firar ederler. Rakiplerini ve ordusunun birliğini dikkate almadan yaptıkları bu savaş neticesinde Türk boyları rahatlar. Bu savaşta yukarıda bahsettiğimiz Karamani ve Konyarlar kendi dillerini konuşan Türk boylarına kılıç çekmekten imtina etmişlerdir.
1071 Malazgirt Savaşı’nda Bizans ordusunun içinde başlangıçta birlikte hareket etseler bile karşılarındaki ordunun Türkler olduğunu konuşmalarından anlayınca taraf değiştirip Bizans ordusuna karşı savaşmaya başlayıp Selçuklu ordusunun Anadolu’nun tapusunu kıyamete kadar Malazgirt’de anmalarını da sağlamıştır.
Karamanilerin bu hizmetinden dolayı Sultan Alparslan Karamanilere sahip oldukları bölgelerde hayatlarını devam ettirme imkanını sağlamıştır.
Malazgirt Savaşı sonrasında Anadolu, İznik dahil Adalar Denizi sahillerine kadar fethedilip Türk-İslam tarihini başlatmış olup, atalarımız Demirci önlerinde görülmeye başlamıştır.
1200’lü yıllarda Moğol istilasıyla Anadolu’nun her noktasına kadar gelen Moğolların önünden kaçan Türk boyları Ege ve Akdeniz bölgelerinin suyu bol, yaylak ve kışlaklarına yerleşmeye başlarlar. Zaman içerisinde Cengizhan’ın ölümüyle Moğollar birliklerini kaybedip dağılmaya başlayınca Moğol beyleri de Müslüman olup, Anadolu’yu yurt yapan Türk boylarıyla kaynaşıp beraber yaşamaya başlarlar.
Müslüman olan bu Moğol hanlarında Baycuğ Noyan’ın torunu Sulamış, Uşak, Simav ve Demirci’ye kadar gelerek bu şehirleri fetheder. Tam tarihi bilinmeyen bu fethe takiben şehrin kilisesini camiye çevirerek ibadete açar. Zaten daha önceden şehrin büyük bir bölümü de Müslüman olduğu için caminin adını fatihinin isminden dolayı Sulamış Camii adını verirler. Zaman içeresinde bu isim yumuşatılarak Sülemiş ismine çevrilir, ibadet mahali olarak asırları boyu devam eder.
Bu fethe takiben vazifeleri İslam’ı tebliğ olan Horasan erleri, Alperenleri Demirci dahil fethedilen yerlere gelip, ocaklarını kurup halkı irşat etmeye başlarlar.
Demirci çevresinde isim edinmiş olan bu zatların bilinen isimleri Hacı Baba, Haydar Baba, Okçu Baba, Yamen Dede, İnce Uzun Dede, Sefer Efendi, Reisler ve arkadaşları, Sinan Şıhları olup irşat vazifelerinin yanı sıra gerektiğinde kılıçlarına da el atmaktan çekinmeyip Anadolu’yu Türk-İslam yurdu yapmak için canlarını hiçe sayarak muharebeler yapıp bazıları da şehadet şerbetini içmişlerdir.
Hacı Baba ve kardeşi Haydar Baba bu cihatlar neticesinde şehid olup, şehit düştükleri yere gömülüp, Hacı Baba için kalenin surlarının dibine türbe yapılmış olup, bugün bile beş vakit namazın kılındığı camide medfun olup yanı başında da Kur’an-ı Kerim tilavet edilen ve hafızlar yetiştirilen bir kurs açılarak inşallah hizmetinin karşılığını ahalimiz ödemiştir.
Daha sonraları vefat eden bu alperenlerin her biri için türbeler yapılmıştır. Bu Horasan erlerinin reislerinden olan zat yine bir mücadele sonunda arkadaşlarıyla beraber şehit olup İmrenler Köyü’nün üst tarafında suyu bol bir mevkiye yaptırılan türbede medfundurlar. Bu türbe 1850 yılında Voyvoda Şehitoğulları tarafından restore edilmiş olup 2000’li yılların başında Dedo (…) tarafından tekrar restore edilerek türbe ziyarete ve ibadete devam edilmesi için açılmıştır.
Yukarıda Sinan Şıhların ismini vermiştik. Bu mübarek zatlarla ilgili M. Necati Sepetçioğlu’nun (…) isimli kitabında Demirci ismi de bahsedilerek bu Sinan Şıhlarının sanatlarının gereği demir dövmeyi zikredip açıkladığı yazıyı kitabından aynen aktarıyorum.
(…)
Rahmetli Sepetçioğlu yaşarken bu olayın kaynağını öğrenmek için kitaplarını neşreden İrfan Yayınevi üzerinden iki defa iadeli taahhütlü mektup yazıp malumat istedim. Fakat bir cevap alamadım.
DEVAM EDECEK

