Sezai EREN


DEMİRCİ’DE TAŞ DÖVÜŞÜ GELENEĞİ


    
    Demirci’nin Bizans tekfurundan alınışı sırasında Selçuklu akıncılarının okları tükenir. Bunun üzerine askerler, ok yerine taş kullanarak Fındıcak Krallığı’nın kalesini alır. Bu olaya dayanan gelenek yıllar boyunca yaşatılmıştır. Demircililer, bu olayın her yıl dönümünde mahalleler hâlinde gruplar oluşturur; birbirlerini taşlayarak bu alınma anını canlandırır ve olayı kutlar.

    Demirci’de taş dövüşü bazı yıllar yasaklansa da 1960’lı yıllara kadar aralıklarla devam etmiştir. Sık sık yasaklanmasının nedeni, tehlikeli bir oyun oluşudur. Bazı yıllar evler de maddi zarar görürdü. Taş dövüşüne grupların önde gelenleri karar verirdi. Mahalle halkına belirlenen yer ve saat önceden duyurulurdu. Yapılan hazırlıklardan sonra belirlenen yer ve saatte gruplar yerlerini alırdı. Gruplardaki dövüşçü sayısı çoğu zaman yüzü geçerdi. Taş dövüşü genellikle tarlaların boş olduğu güz aylarında yapılırdı. Bazen bahar aylarında ikincisi de yapılırdı. Dövüş akşam üzeri başlardı. Dövüş, gruplardan birinin kaçmasıyla biterdi. Kazanan grup, türküler söyleyerek şehir içinde dolaşır ve zaferini kutlardı.

    Şehrin Kozağaç, Bozyaka ve Düvenönü semtleri “Bozyaka” grubunu oluştururken; Aşağı ve Yukarı Kıran ile Sinan, Sofular, Şecaattin mahalleleri ve çevresi “Çarşı” grubunu oluştururdu. Genellikle en çetin taş dövüşü bu iki grup arasında yapılırdı. Bozyaka grubu genellikle köyden göç etmiş yoksul kesimi temsil ederken, Çarşı grubu daha çok şehrin varlıklı ve elit kesimini temsil etmekteydi. Az da olsa bazen komşu mahalleler arasında da taş dövüşü yapılırdı. Aşağı Kıran ile Yukarı Kıran arasında, bazen de Bozyaka ile Kozağaç arasında taş dövüşü olurdu.

    Taş dövüşü derelerin yamaçlarında yapılırdı. İki grup karşılıklı olarak yerlerini aldıktan sonra dövüş başlardı. Dövüş sırasında kafası yarılanlar, gözü kör olanlar bile olurdu. Başlangıçta aralarında mesafe bulunan iki grup, belli bir aşamadan sonra birbirine girerdi. Geriye kaçmak serbestti. Kaçan grup yenik sayılırdı. Bazen kaçan grubun evlerine kadar kovalandığı olurdu. Kazanan grup Demirci’de günlerce konuşulurdu. Taşlar elle veya sapanla atılırdı. Yaralananlar kesinlikle şikâyetçi olmazdı. Taş dövüşü çocukların işi olmayıp; gençlerin, büyüklerin, hatta iş adamlarının, esnafın ve hocaların da katıldığı büyük bir olaydı. Taş dövüşü sırasında adeta çarşı boşalırdı. Esnafın kimisi dövüşe katılırken, kimisi de taş dövüşünü izlemeye giderdi. Taş dövüşçüleri başlarını korumak için kalın bezlerle sarardı. Bazıları da başlarına kalın aba bürünürdü. Kadınlar da sepet ve torbalarla taş taşırdı.

    Taş dövüşü bir çeşit meydan savaşına benzerdi. Güçlü taraf karşı tarafı geriletince, gerileyen taraf yeni kuvvetler toplayarak dövüşe sokardı. Her iki taraf birbirinden esir alırdı. Taş dövüşünde meşhur olmuş şahıslar vardı. Bunlar çok gözü kara kimselerdi.

    Kurtuluş Savaşı tarihinde adı geçen, Demirci ve Simav’dan sorumlu On Birinci Müfreze Komutanı Parti Pehlivan Efe ve çeteleri Gazino Kahvesi’nde halk ile oturmaktadır. Söz dönüp dolaşıp taş dövüşüne gelir. Parti Pehlivan, “Demirci taş dövüşü ile kurtarılmış, taş dövüşü düzenleyin de biz de katılalım.” demiştir.

    Zamanı olmamasına rağmen onların isteği üzerine bir taş dövüşü düzenlenir. Bozyaka grubu ile yapılacak taş dövüşünde Parti Pehlivan ve çeteleri de Çarşı gurubunun içinde yerlerini alır. İki grup, Çereşe’den gelen ve Eski Cami önlerinden geçen dereyi sınır olarak belirler. On tepsi Demirci kebabına da iddiaya tutuşurlar. İki grup arasında çetin bir taş dövüşü başlar. Taraflar arasındaki mesafe on metreye kadar düşer. Esir alınanlar ve çeşitli yerlerinden yaralananlar çok olur. Çetelerin içinde bulunduğu Çarşı grubu gerilemeye başlar. Bu sırada çetelerden de yaralananlar olur. Canı yanan çeteler, yasak olmasına rağmen havaya ateş etmeye başlar. Bu durumu gören, saçı başı ağarmış yılların taş dövüşçüsü Hasan Ağa çetelere kızar. Belindeki Karadağ tabancasını çetelere doğrultur ve “Silah atmayı bırakın! Benim yaşım seksen, benim işim bitmiş zaten; yoksa sizi vururum.” diyerek meydan okur. Dağların kartalları, dağları düşmana dar eden çeteler kendilerini bambaşka bir savaşın içinde bulur. Bu savaş, alışık oldukları savaşlara hiç benzemez. Çetelerin içinde bulunduğu Çarşı grubu taş dövüşünde yenilir. Taş dövüşünü kaybetmelerine rağmen çeteler bu geleneği çok beğenir.

    Yine bir gün Sıtma Deresi’nin iki yakasında Çarşı grubu ile Bozyaka grubu arasında taş dövüşü yapılmaktadır. Mahalleler arasında rekabet o kadar şiddetlidir ki karşı taraftan kim olursa olsun esir alınır. Örneğin, çarşı tarafında oturan ve oradan geçmekte olan bir adam esir alınır. Adama on kasa lokum cezası verilir. Adam cezanın ağır olduğunu belirtir ve itiraz eder. Bunun üzerine adamın silahına, atına ve atın sırtındaki ayvalarına el konulur. Ailesine haber gönderilir. Atlının babası ile kardeşi gelir. Pazarlık sonucu beş kasa lokuma anlaşırlar. Ardından adamı salıverirler. Atını, ayvalarını ve silahını da babasına teslim ederler. Lokumlar da taş dövüşüne katılanlara dağıtılır.

    Bazen mahallenin ileri gelenleri minarelere çıkarak kendi taraftarlarına taktik verirdi. Yine Sıtma Deresi civarında taş dövüşü yapılmaktadır. İkindi ezanı vaktidir. Yeni Cami müezzini minareden ezan okumaktadır. Aklı taş dövüşündedir. Kendi tarafının gerilediğini minarenin tepesinden görür. Ezanı yarım bırakarak yardıma koşar. Fakat müezzinin çabası boşa gider. Gerileme durdurulamaz. O gün taş dövüşü mahalle içlerinde devam eder. Birçok ev atılan taşlardan zarar görür. Kimisinin kiremitleri kırılmış, kimisinin de camı kırılmıştır. Çarşı grubu çareyi kaçmakta bulur.

    Demirci Kaymakamlarının da taş dövüşünü desteklediği, teşvik ettiği olurdu. Hatta kaymakam, oğlunun da taş dövüşüne katılmasını isterdi. Bir gün kaymakam, taş dövüşü yapılacağını ilan eder. Erkeç kesilerek kazanan gruba ziyafet verileceğini de ilanda belirtir. Taş dövüşü Tabakhane ile Düvenönü Camisi arasındaki vadide yapılacaktır. Dövüşte her zaman olduğu gibi Bozyaka grubu ile Çarşı grubu karşı karşıya gelir. İki grup derenin iki yakasından birbirine taş atmaya başlar. Taş atanların içinde kaymakamın oğlu da vardır. Kaymakamın oğlunun grubu dövüş sırasında gerileyince, tabancasını çıkarıp etrafa kurşun sıkmaya başlar. Olayı duyan kaymakam oğlunu derhâl geri çeker. Oğluna, “Bu kadar insan taş dövüşüne katılıyor; bak, senden başka mermi sıkan, tabanca kullanan var mı bu insanların içinde? Sen utanmadın mı silahla, kurşunla oyun oynamaya? Bak, herkes taşı sapanla, eliyle atıyor.” diyerek azarlar ve elindeki tabancayı alır. “Git şimdi, eline güveniyorsan onlar gibi oyna.” der. Dövüşten sonra kaymakam hem yenen gruba hem de yenilen gruba yemek verir.

    Sonuç olarak taş dövüşü; okçuluk ve binicilik gibi bir çeşit savaş oyunudur. Karşı takımın oyuncularını esir almak bu görüşü doğrulamaktadır. Tehlikeyi göze alarak taş dövüşüne katılmak büyük cesaret ister. Bu oyuna ancak gözü kara insanlar katılabilir. Aynı zamanda bir grubun üyesi olmak insanlara özgüven kazandırmaktadır.

    Taş dövüşü, şehrin varlıklı elit kesimiyle köylerden göç etmiş yoksul kesim arasında bir mücadeleye de dönüşmüştür. Bu mücadeleyi çoğu zaman yoksul kesim kazanmıştır. Çünkü taş fırlatmak kas gücü gerektiren, çeviklik isteyen bir mücadeledir. Bu özellikler en çok yoksul kesimde mevcuttur. Belki de bu, yoksul kesimin varlıklı kesime karşı kazanabildiği tek zaferdir. Ayrıca taş dövüşü bir çeşit eğlencedir.

    Kaynaklar :

    1. 1933 Demirci doğumlu Ali oğlu Nihat Özkuyumcu ile 06 Ekim 2020 tarihinde yapılan görüşme.
    2. 1943 Demirci doğumlu Hasan oğlu İsmail Ekincioğlu ile 23.01.2026 tarihinde yapılan görüşme.
    3. 1940 Demirci doğumlu Remzi oğlu Ahmet Ünlüer ile 20.01.2026 tarihinde yapılan görüşme.
    4. A. Sedat Boyacıoğulları – Hasan Alakese, Her Yönü ve Her Şeyi ile Demirci, Eko Matbaası, İstanbul, 1972, s. 283.

YAZARLAR