Sezai EREN


DEMİRCİ YÂRENLERİ: BİR DAYANIŞMA VE SOHBET GELENEĞİ -1-


    Demirci’de yâren eğlencelerinin geçmişi çok eskidir. Demirci’de bin dokuz yüz atmış yılında yirmi tane yaren vardı. Bu yarenlerin on tanesi içkili olan “Şıngırdaklı Yâren”, on tanesi de içkisiz olan “Mevlitli Yaren”di. Yarenlere çoğu zaman “Pamuklo Yareni” örneğinde olduğu gibi kurucusunun adı verilmekteydi. Bazen de “Demirciler Yareni” örneğinde olduğu gibi bir meslek grubunun adı da verilmekteydi. “Yâren” sözcüğü Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük’e göre arkadaş, dostların oluşturduğu topluluk anlamlarına gelmektedir. Yine bu sözlüğe göre “Sohbet” sözcüğü de iki veya daha fazla arkadaş arasında dostça, arkadaşça yapılan konuşma, söyleşi anlamlarına gelmektedir. Yârenlere toplum tarafından sevilen, sayılan işinde başarılı kişiler katılmaktadır. Topluma zarar veren, hırsız, namussuz kişiler hiçbir şekilde yarenlere alınmazdı. Hele hele çoluğuna çocuğuna, anne ve babasına sahip çıkmayan kişilerin yârenlerde yeri yoktu. Yârenler gençlerin eğitildiği bir okuldu. Yarende oturup kalkmak öğrenilirdi. Yemek içmek öğrenilirdi. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi öğrenilirdi. En önemlisi de sabır öğrenilirdi. Yol yordam öğrenilirdi. Bu yüzden yârene katılanların toplumdaki saygınlığı oldukça yüksekti. Yârene katılmak yetişmekte olan gençler için de büyük bir hedefti. Bu hedefe ulaşmak için gençler kötü alışkanlıklardan uzak dururlardı. Yârenlerde dostluk ve kardeşlik, birlik ve beraberlik, paylaşma ve dayanışma, sevgi ve saygı gibi değerler her zaman ön plânda olurdu. 
    Yârenler arasında sözü geçen, güngörmüş, sevilen ve sayılan kişiler yöneticidir. Bu yöneticilerin en önemlileri de “Yârenbaşı” ile “Çavuş”tur. Orta yaştaki bu yöneticileri yârenler kendi aralarından seçerdi. “Yârenbaşı” Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük’te yâreni yöneten veya yönlendiren kimse olarak tanımlanmaktadır. Yârenbaşı’na Demirci’de “yiğitbaşı, başağa ve ağabaşı” da denilmektedir. “Çavuş” da yarenbaşının yardımcısıdır. Yârenbaşının sonraki en etkili kişi çavuştur. Yârenbaşının emirlerini uygulardı. Yârenlerle yârenbaşı arasındaki iletişimi sağlardı. Yârende kâtip, kadı da seçilirdi. “Kâtip” para işlerini yürütürken, “kadı” da yârenbaşının görüşünü alarak yârenlere verilecek cezaları belirler ve uygulardı. Ayrıca yârende kebapçı, aşçı ile kasap da bulunurdu. Eğlencenin ve coşkunun ön plânda olduğu yârende “çalgıcılar” ve yöresel oyunları oynamasını bilen “oyuncular” yârenin en değerli ve en önemli üyeleridir. Asıl olan yârenin kendi içinden çalgıcı ve oyuncularının olmasıdır. Yoksa bunlar yârene dışarıdan davet edilirdi. Ayrıca yâren eğlencelerine katılanlar birbirlerine “yâren” diye hitap ederdi.
    Yâren eğlencelerine karın tokluğuna çalışan Demircililerin değil, varlıklı Demircililerin katıldığını görmekteyiz. Bir yârendeki kişi sayısı on beş ile yirmi arasında değişirdi. Yârenlerin azı askerliğini yapmış gençlerden, çoğu da orta yaş grubunda bulunmaktaydı. Yârenler yâren odasında yaş sırasına göre otururdu. Yâren eğlencelerinde sohbetlerin yanında fıkralar da anlatılırdı. Demirci’deki yâren eğlenceleri ölü mevsim olarak adlandırılan işlerin azaldığı orta güzün sonlarında başlar, işlerin arttığı nisan sonlarında da biterdi. Sezon boyunca evlerde yapılan yâren eğlencelerinin sonuncusu mesire yerlerinde ya da bağlarda yapılırdı. Buna “sahraya çıkmak” denirdi. Bu son yârene atlar ve arabalarla gidilirdi. Yatak yorgan götürülürdü. Orada eğlenilir, orada yenilir, orada içilirdi. Demirci’de en çok sahraya çıkılan mesire yerleri “Kumpınar, Yemendede, Aynalıçayır, Güldürdek, Nafa ve İrezler”dir. Bağlardaki yâren eğlenceleri çok uzun sürmezdi. Cumartesi günü gidilir, pazartesi sabahı dönülürdü. Diğer yerlere gidilen yâren eğlenceleri en az üç gün, en çok yedi gün sürerdi. Demirci’de yapılan bütün yâren eğlenceleri cumartesi akşamları yapılırdı. 
    Yârene katılanlar evlerde yapılan yârenlerde çoğu zaman özel günlerde giydikleri giysilerini giyerdi. Giysiler temiz ve ütülü olurdu. Kırlara çıkılan adına “sahraya çıkma” denilen yılın son yâreninde yârenler bazen yumru don denen kısa şalvar, cepken, kuşak, camadan ve poşu-dan oluşan efe kıyafetleri giyerdi. Bellerinde de “saldırma” adı verilen büyük bir bıçakla, tabancaları bulu-nurdu. 
    Demirci’deki bütün yâren yemeklerinde çorba, bamya, keşkek, kebap ya da güveç tatlı olarak da baklava, kadayıf, un helvası, sütlaç gibi tatlılardan biri bulunurdu. Bu yâren yemekleri en az on beş kişinin oturduğu ahşaptan yapılmış yer sofralarında yenirdi. Yârenler sofraya diz çökerek yan yana dizilerek otururdu. Bazı yârenlerde yeme içme masraflarının tamamı ev sahibi tarafından karşılanırdı. Buna Demirci’de “yanan yanan yerde” usulü denirdi. Mevlitli yârenlerin tamamı bu usulle yapılırdı. Masrafı ağır olduğu için içkili yârenlerde bu usul çok az uygulanırdı. İçkili yârenlerde sadece çorba, keşkek, bamya ve tatlı ev sahibinin ikramı olurdu. Çoğu zaman içki, meze, köçek, çalgıcı, samıtçı, oyuncu ve kebap masrafları yârenlerden toplanan adına “herefene”  denen yâren parasından karşılanırdı. Demirci kebabı, fırını olan evlerde yâren yapıldığında pişirilirdi. Aksi takdirde yârenlerde kebap yerine güveç yenilirdi. Üç tepsi kebap için yirmi kilo kasaptan erkeç eti alınırdı. Özellikle kırmızı renkli erkeçlerin eti kebap için tercih edilirdi. Kebabı, mesleği kasap olan yârenin kebapçısı pişirirdi. Üç tepsi pişirdiği kebabın bir tepsisi ev sahibinin olurken, iki tepsisi yârenin olurdu.
    Kötü alışkanlıkları ve davranışları görülen yârenler misafirler gittikten sonra mahkemeye çıkarılırdı. Bu uygulama şöyleydi: Yârenbaşı, suçlu olduğu düşünülen yâreni çavuşa söylerdi. Çavuş da önce yârenin ifadesini alırdı. Eğer yâren suçunu itiraf etmezse çavuş suçlanan yâreni kadı efendinin karşısına çıkarırdı. Şikâyetler dinlendikten sonra, ardın-dan da suçlu ve şahitler dinlenirdi. Sonra suçlunun cezası suçluya duyurulurdu. Ceza çavuş tarafından uy-gulanırdı. Yârende suçun ağırlığına göre suçlu yârene para cezası, bir ucu düğümlü ıslak havlu ile avuca vurma cezası, falakaya yatırma ce-zası, suçun ağırlığına göre değnekle dövme cezası, suçun tekrarında yârenden temelli çıkarma gibi cezalar verilirdi.  En ağır ceza da yârenden atılma cezasıydı. Yârenden atılan kişi toplum içinde saygınlığını ve güvenirliliğini kaybederdi. Bu ceza, yârenbaşının “alın onu dışarı” demesi ile başlardı. Dışarı çıkarılan yâren eşek sudan gelinceye kadar dövülürdü. Ardından da sokağa bırakılırdı. Bu dövme olayından içeridekilerin çoğunun haberi bile olmazdı. Herkes kaldığı yerden eğlenceye devam ederdi. Yâren eğlencelerinde bazen ilginç cezalar da verilirdi. Örneğin bir gün yârenin biri içkiyi fazla kaçırır. Yâren odasında sızar kalır. Yârenin düştüğü bu durum yârenlikte hoş karşılanmazdı. Sarhoş yâren bir öküz arabasını bindirilirdi. Öküz arabasının çıkardığı gıcırtı sesleri eşliğinde evine bırakılırdı. Bu sırada halk pencerelere çıkarak olayı anlamaya çalışırdı. Fakat karanlıkta arabada kimin olduğunu anlayamazdı.  Ertesi gün kendine gelen yâren yaşananları öğrenirdi. Utancından yaren bir hafta insan içine çıkamazdı.
    Yârenlerde yârenbaşının oluru ile misafirler de ağırlanırdı. Misafirler üç kişiyi geçmezdi. Misafirler genellikle ya ev sahibinin ya da yârenlerden birinin yakın dostu olurdu. Yârene alıştırılmak istenen sevilen kişiler de önce misafir olarak ağırlanırdı. Dışarıdan gelmiş bir kişi de misafir olabilirdi. İlçe de kamu kurum ve kuruluşlarının üst düzey yöneticileri de yârene misafir olarak katıldığı olurdu. Bu misafirlerden yâren parası alınmazken, diğer misafirlerden alınırdı.  Bazen yârenin davetsiz konukları da olurdu.  
    Bir gün yâren eğlencesi yapılan evin kapısına bir adam gelir. Adam sarhoştur.  İçeri girmek ister. Yârenbaşına içeri alalım mı diye sorulur. O da içeri almayın diye emir verir. Adam duvar başından atlayıp eve girer. Tam da o sırada odanın ortasında kadın kıyafeti giymiş, parmaklarında zil bulunan bir köçekle yârenlerden biri oynuyormuş. Köçek de içeri giren sarhoşun yonca da iş ortağıymış. Kadın kılığında oynayan ortağına kızıp bir tokat atmış. Yârenbaşının bir işareti ile adam eşek sudan gelinceye kadar dayak yemiş.  Ardından da adam yaka paça sokağa atılmış. 
    Yârenlerin memleket asayişine büyük hizmetleri dokunmuştur. Faili meçhul olaylar aydınlatılır ve zabıtaca bulunamayan kişiler bulunup teslim edilirdi. Bu arada suçunu itiraf etmeyenler yâren günü falakaya yatırılarak büyük tepsilerle kabalarına vurularak zorlanıp söyletilirdi. Bu sebepten herkes yârene şikâyet edilmekten korkardı. Yâren mensupları dağlarda yol yapar, kışın karlı yollar da çığır açar, kervancıları selametle ovaya indirir, onlardan bahşişlerini alarak geri dönerlerdi. Ayrıca yangınlarda yangın söndürmeye koşar, onları gören halk onlara saygı ile yana çekilir, onlara yol açardı. Yârenlerde dul ve yetim kişilerin veya muhtaç ailelerin durumları dile getirilirdi. Onların düğünlerinde, sünnetlerinde, evlenmelerinde gerekli desteği sağlarlardı. Hatta ev yaparken onlara yardım ettikleri de olurdu. 
    Yârenlerde bazen geleneksel oyunlar da oynanırdı. En çok siviştir, mahkeme oyunu, kim vurdu, sekir denen yüzük saklama, kantar ve arı oyunları oynanırdı. Siviştir, yârenlerin dizlerini kırarak bir ucu düğümlü havluyu kaçırmak için- halka şeklinde oturduğu, ortada bulunan ebenin sırtına havlu ile vurulduğu, havluyu yakalatanın ebe olduğu bir oyundur. Mahkeme oyunu elleri bacak arasından geçirilerek bağlanarak sınır taşı yapılan oyuncuların, sınır kavgası yapan iki komşu, köyün muhtarı ve kadı tarafından omuzlarından tutularak sınırı belirlemek için oradan oraya atılmasıyla oynanan bir oyundur. Kim vurdu oyunu yârenler içinden yere yüzükoyun yatırılan yârenin kaba yerlerine ayaktaki oyuncuların maşa ile vurmasıyla başlardı. Bu oyunda ebenin üç hakkı vardır. Bilirse ebelikten kurtulurdu. Yoksa ebe olmaya devam ederdi. Yüzük saklama oyunu buna Demirci’de sekir de denilmektedir. İki şekilde yüzük saklama oyunu oynanırdı. İlkin de elinde ucu düğümlü bir havlu bulunan ebe, oda da oturan yârenlerin arasında dolaşarak birinin avucuna yüzük saklardı. Yüzüğün kimde olduğunu bilen oyuncu yüzük saklama hakkı kazanırdı. Eğer yüzüğün kim de olduğunu bulamazsa avucuna havluyla üç defa vurulurdu. Vurulduktan sonra bir oyuncu adı söylerdi. Ebe o kişiye gidip yüzük kimde diye sorardı. Bu şekilde oyun yüzük buluncaya kadar sürerdi. Yere serilen mendillerden birinin altına bir yüzüğün saklanmasıyla oynanan ikinci yüzük saklama oyununda yârenler iki guruba ayrılırdı. Kura çekilerek gruplardan biri yüzüğü saklardı. Diğer grup da mendilleri kaldırarak puan toplamaya çalışırdı. Bu oyunda amaç yüzük saklı mendili kaldırmadan en çok puanı toplamaktı. Çünkü amaç kaldırılan boş mendillerden puan kazanmaktı. Oyunda eğer yüzük bulunan mendil kaldırılırsa puan toplama sırası rakip takıma geçerdi. Belirlenen puana ulaşan grup yarışmayı kazanırdı. Kantar oyununda yaklaşık üç metre uzunluğunda bir urgan uçlarından bağlanırdı. Bu urgan iki kişinin omuzunda tuttuğu bilek kalınlığında yine yaklaşık iki metre uzunluğu olan sağlam bir sırığın üzerinden geçirilerek yanlardan yere doğru sarkıtılırdı. Buna kantar denirdi. Tartılacak kişi ipin bir ucundan tutar, diğer ucunun iç kısmına da bir ayağının tabanıyla basardı. Daha sonra diğer ayağını da havaya kaldırarak sırığın üzerinde dengede durmaya çalışırdı. Belli bir süre sonra ağırlığın etkisiyle baş tarafı ağır gelmeye, ayak tarafı da havaya kalkmaya başlardı. Ayağı ipten sıyrılan oyuncu yere sırt üstü pat diye düşerdi.
DEVAMI GELECEK SAYIMIZDA
    ARI OYUNU İLE 
    DEVAM EDECEK

 

YAZARLAR