Bizi zorlayan Önyargılarımız
Önyargı, bir kişi ya da olaya ilişkin yeterli bir bilgi edinmeden, önceden, peşin bir karara varmış olma durumudur. Toplumun küçüklükten itibaren kulağımıza fısıldadığı her kelime ve sunduğu her resim, önyargımızın temel taşlarıdır.
Önyargı kişilere, düşüncelere, belirli bir insan topluluğuna ya da nesnelere ilişkin olabilir. Kişinin, topluluğun ve nesnenin karşısında olmak ya da yanında olmak biçiminde ortaya çıkabilir. Ama genellikle olumsuz, yani karşı olmak biçimi ağır basar. Önyargılar bazen de acele karar vermekten kaynaklanır.
Önyargıların baskın olduğu toplumlarda, kendini ifade edebilmek kurak topraklarda gül yetiştirmekten daha zordur.
Önyargı, düşüncenin önüne çekilmiş bir perde gibi; ışığı görmemizi engeller ve bu durum aslında insan zihninin en kırılgan yanını ortaya çıkarır. Bilginin yerine geçen bir yanılsama ile insan, bilmediği şey hakkında hüküm verdiğinde aslında kendi cehaletini gizlemeye çalışır.
Kişisel düzeyde İnsanlar birbirlerini tanımadan, geçmiş deneyimlere ya da duyduklarına dayanarak hüküm veriyor. Bu, dostlukların kurulmasını, sevgilerin yeşermesini engelleyebiliyor. Örneğin bir kişi hakkında “soğuk biridir” denildiğinde, onu tanımadan bu yargıyı içselleştirmek, aslında kendi kalbimizi kapatmak demektir.
Toplumsal önyargılar, kişisel önyargılardan daha tehlikelidir; çünkü bir topluluğun ortak sesi haline dönüşürse, karşıt düşünceleri susturur. Toplumsal düzeyde Önyargılar, kalıplaşmış düşünceler halinde yayılabiliyor. Kadınlar araba kullanamaz, erkekler duygularını saklar, gençler sorumsuzdur gibi ön yargılar bu duruma genelleme yapar gibi yansıması doğru olamaz.
Bu tür düşünceler her kes için geçerli olmasa da yaygınlık kazandıkça insanlar inanmaya başlar.
İlk defa gördüğünüz bir insanın ya da karşılaştığımız biri, durum hakkında söz söylemekte acele etmek yerine gözlemci olmak belki en doğrusu olabilir. Belki de perdeyi kaldırdığımızda hakikatin berraklığını karşılarımızda görmek mümkün olabilir. Hayatı analiz ederken insanların ırkına, cinsiyetine, tuttuğu takıma, parmağındaki yüzüğün türüne ya da bıyığının kesimine bakarak değerlendirmek yerine duygudaşlık yapmak ön yargılarımızı kırmanın en kestirme yolu olabilir.
Empati ve sempati ne güne duruyor? Çocuklarımızın buna ne kadar çok ihtiyacı var ?

