Dr. Öğretim Üyesi İsmail Taşlı (Emekli)


DEĞERLER ÜZERİNE 13


Geleceğe Dönük Formal Ve 
İn Formal Gayretlerimiz Yeterli mi?
İnsan, fıtratı gereği toplumsal bir varlıktır. Doğumdan ölüme kadar diğer insanlarla etkileşim içinde yaşar, ihtiyaçlarını karşılamak ve kimliğini inşa etmek için toplumun bir parçası olur. Toplumsallık, kişinin kalıtsal bir özelliği olarak kabul edilebilir; çünkü insan, yalnız başına varlığını sürdüremez. Bu nedenle toplumsallaşma, kişinin hem kişisel gelişimi hem de toplumun devamlılığı açısından vazgeçilmezdir.

Toplumsallaşma, kişinin toplumun örf, adet, gelenek ve kültürünü benimsemesi sürecidir. Bu süreç sayesinde kişi,, toplumun değerlerini içselleştirir ve sosyal uyum sağlar. Toplumlar, bireylerinin toplumsallaşmasını şansa bırakmaz; aksine bu süreci yönlendirmek için eğitim sistemlerini kurar. Çünkü bireyin toplumsal değerleri öğrenmesi, toplumun sürekliliği için hayati öneme sahiptir.

Kişi, formal ve informal yollarla toplumsallaşma süreci içine girer. Okul, üniversite, resmi eğitim kurumları aracılığıyla bireye aktarılan bilgi ve değerler formal olup bu süreç planlı, sistematik ve denetimlidir. Aile, arkadaş çevresi, mahalle, medya ve gündelik yaşam içindeki etkileşimler ise informal yoldur.  Daha doğal ve kendiliğinden geli-şen bir süreçtir. Her iki yol da kişinin toplumsal kimliğini şekillendirir ve birbirini tamamlar.

Eğitim ile toplum arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Eğitim, toplumun kültürel değerlerini kişilere aktarırken; toplum da eğitim sistemini şekillendirir. Bu nedenle eğitim, toplumsal temellere uygun olmalı ve kişileri yalnızca bilgiyle değil, aynı zamanda değerlerle donatmalıdır. Çünkü toplumların nitelikleri, kişilerin nitelikleri ile eşdeğerdir. Kişiler, güçlü toplumları; güçlü toplumlar ise nitelikli eğitim sistemlerini doğurur.

Ancak her toplumda olduğu gibi, bizim toplumumuzda da formal ve informal hedeflere uygun olmayan çarpık, sorunlu, arzu edilmeyen tarzda örnekler karşımı-za çıkmaktadır. Kadına şiddet,  uyuşturucu kullanımı, sapık davranışlar, çocuk cinayetleri, kılık kıyafet bozuklukları, çeteleşmeler, haraç almalar, rüşvet skandalları ve daha pek çok örnekleri sıralanabilecek olumsuzluklar mütedeyyin insanları huzursuz etmektedir. Bu tür sapmalar, toplumun formal (resmî kurumlar, yasalar, eğitim) ve informal (aile, gelenek, kültür) hedefleriyle çelişmektedir.
 
Toplumların içinde olumlu değerler kadar olumsuzlukların da bulunması, sosyal hayatın karmaşık doğasının bir yansımasıdır. Bu olumsuzlukların önü mutlaka alınmalıdır. Aksi halde derinleşen ahlaki çöküş toplumun değerler sistemini zayıflatır, güven duygusunu aşındırır.  Mütedeyyin ve barışçıl kişiler kendilerini güvensiz hisseder.  Geleneksel dayanışma ve yardımlaşma kültürü zarar görür.  Rüşvet ve haraç gibi davranışlar, adalet ve üretkenliği baltalar.
 
Bütün bu olumsuz davranışları önlemek adına hem akademik hem de ahlaki eğitimle gençlere doğru değerlerin aktarılması için yoğun çabaya ihtiyacımız var. Eğitim kurumları medya, sivil toplum ve dini kurumların iş birliğiyle farkındalık oluşturması gerekir.  Ailenin ve geleneksel değerlerin yeniden güçlendirilmesi dik-kate alınmalıdır. Ve nihayet: caydırıcı ve adil cezalarla suiistimallerin önlenmesi gerekir. Ana tema, aile kavramı daima gündemde olmak zorundadır.
 

YAZARLAR