MCBÜ Demirci Eğitim Fakültesi Öğr. Gör. Şaban ÇETİN

MCBÜ Demirci Eğitim Fakültesi Öğr. Gör. Şaban ÇETİN


CUMHURİYETİMİZİN 103. YILI VE CUMHURİYET FELSEFESİ


29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet ve onun dayandığı felsefe, Türk İnkılabı’nın en önemli siyasi reformlarındandır.
Bilindiği gibi “inkılap”; Türk milletinin sorunlarını çözemeyen, işlevini yitirmiş, çağın gerisinde kalmış kurum ve düşüncelerin ortadan kaldırılarak yerlerine daha modern ve çağdaş kurumların getirilmesi, böylece yeni bir anlayışla yola devam edilmesidir.
Aslında, bazı kurumların işlevlerini yitirdiğini gören Osmanlı devlet adamları, son iki yüz yıl içerisinde “ıslahat” adı altında askerî, hukuki ve eğitim alanlarında çeşitli düzenlemeler yapmışlardır. Ancak bu düzenlemeler köklü bir anlayış değişikliğine dayanmadığından beklenen başarı sağlanamamış; Osmanlı Devleti, “hasta adam” olarak nitelendirildiği gerileme ve çöküş sürecinden kurtulamamıştır.
Başta Cumhuriyet’in ilanı olmak üzere, Atatürk’ün her alanda gerçekleştirdiği inkılaplar, işte bu ihtiyaçtan doğ-muştur.
Cumhuriyet’e giden yol iki aşamadan geçmiştir: Fikrî hazırlık ve aksiyon.
Önce “fikrî hazırlık” evresine bakalım.
Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkar. Ardından işgal kuvvetleri, Türk milletinin son kalesi olan Anadolu topraklarını işgale başlar. İstanbul’daki Osmanlı Hükûmeti’nin ülkeyi kurtarmak için yeterli adımları atamayacağının anlaşılması üzerine Atatürk, Anadolu’ya geçer.
Erzurum ve Sivas kongreleriyle bölgesel “Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerini” tek bir çatı altında toplar ve bu millî teşkilatlanmanın liderliğini üstlenir.
Ankara’yı merkez hâline getirir. İngilizlerin İstanbul’daki son Osmanlı Mebusan Meclisini basarak dağıtmalarının ardından, 23 Nisan 1920’de Ankara’da “Büyük Millet Meclisi”ni açar. Böylece Cumhuriyet’e  giden  yolda  yeni bir Türk devletinin doğuşu başlar.
Meclis kürsüsünün arkasında şu söz yazmaktadır:
“Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.”
İşte Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Anadolu’ya geçişinden 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışına kadar geçen süreç hem Kurtuluş Savaşı’nın hem de Türk İnkılabı’nın fikrî hazırlık evresidir.
“Aksiyon evresi” ise Kurtuluş Savaşı’nın başlamasından Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasına kadar geçen süreci kapsar.
Ankara’da Meclisin açılmasının ardından Kuvayı Milliye birliklerinden düzenli orduya geçilir. Doğu Cephesi’nde Ermenilerle, Güney Cephesi’nde Fransızlarla yapılan mücadeleler ve varılan anlaşmalar sonucunda Batı Cephesi’ne ağırlık verilir.
Birinci ve İkinci İnönü zaferlerinin verdiği moralle Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz gerçekleştirilir. Böylece işgal kuvvetleri Anadolu’dan sökülüp atılır.
Askerî zaferlerin ardından Mudanya Mütarekesi imzalanır. İstanbul ve Doğu Trakya’nın savaşılmadan teslim alınmasının yolu açılır. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’yla da galip devletlerle hesaplaşılır; Türk milletinin bağımsızlığı, egemenlik hakları ve uluslararası alandaki varlığı kabul ettirilir. Böylece bugünkü sınırlarımızın büyük ölçüde şekillendiği yeni bir döneme girilir.
Kurtuluş Savaşımız; yokluklar içinde, kan ve gözyaşıyla kazanılmış, gençlerimizi ve yetişmiş insan gücümüzü cephelerde yitirdiğimiz, şehitlerimizi vatan toprağına emanet ettiğimiz dört yıllık bir destandır.
Metristepe’nin, Duatepe’nin, Mangal Dağı’nın, Sakarya boylarının, Kocatepe’nin, Dumlupınar’ın, Zafertepe’nin dili olsa da konuşabilseler…
Aslında Onlar buraları ziyaret edenlere  kendi dilleriyle anlatıyorlar her şeyi… 
Düşmanla savaş bitmiş, askerî zaferler kazanılmıştı.
Şimdi ise geri kalmışlığa ve cehalete karşı mücadele başlayacaktı.
Atatürk, ileri görüşlü ve basiret sahibi bir liderdi. Döneminin elverişli şartlarına ve farklı ideolojik akımlara rağmen, enerjisini Pantürkist, Panislamist ve Panosmanist hedefler peşinde harcamamış; yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının gelişmesine yöneltmiştir.
Amacı şuydu :
“Yıkılan, bozulan düzenin yerine kurulan yeni devlete modern bir şekil vermek; milletimizi çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak.”
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı, Türk tarihinin en köklü ve radikal yeniliklerinden biridir. Cumhuriyet, Türk milletine yeni bir hayat ve yeni bir umut getirmiştir.
Arapça kökenli “cumhur” kelimesi halk anlamına gelir. Cumhuriyet ise devlet yönetiminin, egemenliğin kaynağını halktan aldığı ve devlet başkanlığının seçim yoluyla belirlendiği yönetim biçimidir.
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, Türk tarihinde çeşitli sorunlara yol açan yönetici belirleme meselesine köklü bir çözüm getirilmiş; iktidarın babadan oğula geçtiği saltanat yönetimi sona erdirilmiştir.
1921 Anayasası’yla benimsenen Meclis hükûmeti sisteminden, bazı maddelerde yapılan değişikliklerle, 29 Ekim 1923’te parlamenter sisteme geçişin yolu açılmıştır. 
Cumhuriyet yönetimi, devlet hizmetlerinde veraset usulünü ve devlet başkanlığının kaydıhayat şartına bağlı olmasını kesinlikle reddeder.
Zümre çıkarları yerine kamu yararını esas alır.
Anayasal vatandaşlık ve kanun önünde eşitlik ilkelerine dayanır.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini temel alır.
Seçime dayalı cumhuriyetlerin dünyada farklı uygulamaları bulunmaktadır. Demokratik cumhuriyetlerin yanı sıra otoriter, aristokratik ve teokratik nitelikler taşıyan cumhuriyet örnekleri de vardır.
Gençlik yıllarından itibaren Jean-Jacques Rousseau’nun düşüncelerinden etkilenen Atatürk, Türk milletinin karakterine en uygun yönetim biçiminin demokratik cumhuriyet olduğunu düşünmüştür.
Atatürk, cumhuriyetin erdemli ve dürüst insanlar yetiştiren bir yönetim biçimi olduğuna dikkat çekmiş; Türk milletinin karakterine en uygun yönetimin cumhuriyet yönetimi olduğunu ifade etmiştir. Cumhuriyet ile demokrasi arasındaki güçlü ilişkiye vurgu yapmıştır.
“Yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz.” derken, 23 Nisan 1920’den itibaren uygulanan “millî irade”, “millî egemenlik” ve “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” anlayışının yeni bir isimle taçlandırılacağını ortaya koymuştur.
Bir başka ifadeyle Cumhuriyet’in ilanı, 1920’de doğan çocuğa 1923’te isim vermekten ibarettir.
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla siyasi, sosyal ve ekonomik yapısı bakımından yepyeni bir Türk devleti ortaya çıkmıştır. Tüm zorluklara ve engellemelere rağmen Cumhuriyetimiz 103. yılına ulaşmıştır.
Çevremize baktığımızda, Atatürk’ün Türk milletine çizdiği yönün ve gösterdiği hedefin ne kadar isabetli olduğunu tarih bir kez daha doğrulamaktadır.
“Cumhuriyet’i kurmak tarihsel bir başarıydı; peki onu çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine taşımak için bugün hangi sorumlulukları üstlenmeliyiz ? ”
Atatürk, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” sözüyle yöneticilerin geçiciliğine, devletin ise devamlılığına vurgu yapmıştır.
Ve Cumhuriyet’i gençliğe emanet etmiştir.
“Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak olan sizlersiniz!”
Cumhuriyetimizin 103 yıllık yolculuğunda çok önemli mesafeler katettik. Ancak Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne henüz çıkamadık.
Peki, bu hedefe nasıl ulaşacağız, cumhuriyet sadece seçimden mi ibaret?
1982 Anayasası’nda temel çerçevesi çizilen Cumhuriyetimizin niteliklerini (madde 1-4), yalnızca anayasa metinle-rinde bırakmayıp hayatın her alanında gerçekleştirmeliyiz.

Bunun için;
•    Evrensel insan haklarını güvence altına almalıyız.
•    Demokratik kurumları ve kuralları sağlam temellere oturt-malıyız.
•    Hukukun üstünlüğünü her koşulda korumalıyız.
•    Kuvvetler ayrılığını, denge ve denetim mekanizmalarını, şeffaflığı etkin biçimde uygulamalıyız.
•    Laikliği esas alarak devleti aklın ve bilimin ışığında yönetmeli; herkesin din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almalıyız.
•    Sosyal devlet anlayışını güçlendirmeli, toplumsal huzuru ve adaleti sağlamalıyız.
•    Anayasal vatandaşlık bilincini geliştirmeliyiz.
•    Yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını güvence altına almalıyız.
•    Çoğulculuğu benimsemeli, farklılıklarımızı koruyarak birlikte yaşama kültürünü geliştirmeliyiz.
Bütün bunları hayata geçirebilirsek genç Cumhuriyetimiz hem ilelebet payidar kalacak hem de çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkma hedefine daha güçlü adımlarla ilerleyecektir.
Sözlerime son verirken, öncelikle Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyetimizin kurucu kadrosunu ve bu vatan uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun!
 

YAZARLAR