Mustafa KAYA

Mustafa KAYA


BALKAN TURUMUZ -7-


 

   SARAYBOSNA - 1
    Evladı Fatiha'nın benim gönlümdeki en masum şehri, Saraybosna'dır. Fethedildiğinde Fatih Sultan Mehmed boşnaklara sorar: "Siz bizden ne istiyorsunuz?" Herkes susar. Bir süre sonra içlerinden biri; "Yanlış anladık herhalde, bizden siz isteyecektiniz." Fatih: "Hayır! Siz, bizden ne istiyorsunuz? Biz müslümanlar veren elin alan elden üstün olduğunu bilir ve buna göre hareket ederiz!" demiş! Bunun üzerine halk, "Adalet ve inanç özgürlüğü istiyoruz!" demişler. Fatih Sultan Mehmed' in o gününden, Osmanlı'nın hakimiyetinden çıkıncaya kadar geçen süredeki adalet ve inanç özgürlüğü, ne sonrasında ne de öncesinde hiçbir vakit yaşatılmadı Bosna'ya. Buna karşılık o günden sonra boşnak halk toplu  müslüman oldu ve hâlâ medeniyetini devam ettiriyor. 
    Hem Osmanlı, hem islam medeniyetini kendine rehber edinen islam devletleri  sömürü ve zulüm üzerine bina olmadıkları için batılılar veya doğulu gayrimüslim devletlerin aksine zulüm ve işkence yapmamışlardır. Bazen kendi kendime, acaba Osmanlı "balkanlarda biraz baskı kursa mı idi? Osmanlı islamlaştırmak için biraz da olsa halkı sıksa mı idi, insanların ibadet özgürlüğünü engellese mi idi?" diye düşünüyorum. Hemen sonra "Dinde zorlama yoktur!" ayetini hatırlıyor ve düşüncemden geri dönüyorum. Sonra da "Senin dinin sana benim dinim bana" ayeti düşüncemden tamamen sildiriyor, kötü düşünceleri.
    Bu kötü düşünceye ikide bir dönmemin sebebi biz müslümanlara yapılanlardır. Bosna halkına, sadece 1992 ve 1995 yılları arasında yapılan zulmün bir tanesini bile Osmanlı, en zor dönemleri dahil, 1400'lerden 1900'lere kadar geçen sürede, hiçbir gayrimüslim topluluğuna yapmamıştır. Aksini idda eden beri gelsin! Gerçekten üşenmeyin ve internetten (reklam olmasın diye site adresi vermiyorum!) izleyin, özellikle Srebrenitsa ve Saraybosna'ya yapılan zulmü, iyice göreceksiniz. Biz bunu Saraybosna'da, bazı binalarda hâlâ izleri duran havan topu mermilerinde yakınen gördük. Bu izleri özellikle yok etmediklerini duyduk. Bu şekilde hareket etmeleri bence iyi fikir. Bosna'nın efsanevi lideri Aliya İzzet Begovic'in "Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz! Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın! Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır!" sözü her daim kulağımıza küpe olmalıdır. 
    Şimdi, balkan turumuzun son ve en tatlı olanı "Saraybosna Günlüğü"me dönmek istiyorum. Saraybosna'da 2,5 gün kaldık. Son yarım günü havalimanından Türkiye'ye hareket edeceğimizden çok fazla değerlendiremedik. 
    Saraybosna çok kültürlülük adına gerçekten "Avrupa' nın Kudüs'ü" gibi. Her tür din mensubu ve her tür millet kültürüne rastlıyorsunuz. Gruptaki bir arkadaşın beklentisi, Saraybosna'da daha fazla müslümanın yaşadığı şeklinde idi. Ama ben önceden gelip gidenlerden Saraybosna'yı dinlediğim için aynı beklentide değildim. 
    Bizlere karşı çok fazla sempati beklentisi olan arkadaşlar da aynı yanılgıya düştü. Ben ve birkaç arkadaş, Türkiye bayraklı şapkalarımızı tüm balkanlarda özellikle taktık. Gerçekten özellikle ve her türlü tepkiyi göze alarak taktık. Ama asıl amacımız; O coğrafyayı, sahiplenmemiz ve "Biz burada idik" mesajını iletmek istememizdi. O arkadaşlardan birine Saraybosna'daki bir esnaf, biraz sert çıkınca, arkadaş bozuldu. Esnafın tavrı biraz gıcık olsa da, arkadaşın tepkisi de çok hoş değildi. Çünkü (aklınızda bulunsun); Saraybosna'da pazarlık pek hoş karşılanmıyor, esnaf tarafından. Bizdeki "Pazarlık sünnettir" anlayışı oralarda fazla geçerli değil. Aynı şekilde oğlum ve birkaç kişi taksiye binip otele gidecekleri sırada, taksiciye "Biz öğrenciyiz, bize biraz indirim yap!" dediklerinde hem hayır deyip hem de Türk olduğumuza gülüşüyle vurgu yapması ikinci bir örnek olarak notlarımız arasına girdi. 
    Saraybosna'da yaşı 40'ın üzerinde olanların yüzlerinin asık olduğu tespitini aşağı yukarı hepimiz yaptık. Gençlerin biraz eğlenceli ve sempatik halleri belki de son savaşı görmediklerindendir. Ama orta yaş ve yaşlıların yüzlerindeki acıdan kalan izler, inanın hemen göze çarpıyor. Bizzat beni binlerce kilometre öteden, bir müslüman olarak, kısa sürede gerçekleşen katliam etkilerken, bizzat yaşayanları nasıl etkilemesin ki? Hayatım boyunca (ülkem haricindeki islam ülkelerinin bir çoğundaki sıkıntılar için söylersek) yaşanan sıkıntıların toplamının filistin, uygur ve bosna kadar olmaması da kayıtlara geçmeli, bence.
    Bu günde şehrin önemli mekanlarını anlatamadım, sizlere. Nazım Hikmet'in çok güzel bir sözü var: "Dün seni sevdim, bugün de seviyorum. Öbür gün borcum olsun, yaşarsam söz, yine seni seveceğim." Bu sözden ilham alarak, "Öbür gün, yaşarsam söz, borcum olsun, Saraybosna mekanlarını anlatacağım sizlere!" Hem de bu sözü bilmiyor idiyseniz, çok güzel bir söz  ile tanıştırmış oldum sizleri.
    Sadık Doğramacı'yı hakka uğurladık. Allah rahmet eylesin! Demirci'nin önemli bir değeri olmuştu. kibirden uzak, herkese sevgi ve saygı ile bakabilen harika bir insandı. Menfaatsiz ve masum bir insandı. Ayrıca onunla ilgili bir yazı yazmak istiyorum. Allah nasip ederse! 
    Dostlar, Allah hepimize uzun ömür versin! Sevdiklerinize faydalı işler yapmanızı nasip etsin! Sağlıcakla kalın!
    
               DEVAM EDECEK

 

YAZARLAR