Menü Halıkent Bölge Gazetesi
Emrah GENÇER  Demirci Vaizi/ Demirci İlçe Müftülüğü

Emrah GENÇER Demirci Vaizi/ Demirci İlçe Müftülüğü

Tarih: 08.06.2026 13:30

Emanet Bilinciyle Çevreye Sahip Çıkmak

Facebook Twitter Linked-in

    İnsan, yeryüzünde başıboş bırakılmış bir varlık değildir. Cenâb-ı Hak ona akıl, irade ve sorumluluk vermiş; yaşadığı dünyayı da emanet olarak teslim etmiştir. Üzerinde yürüdüğümüz toprak, içtiğimiz su, soluduğumuz hava ve gölgesinde dinlendiğimiz ağaçlar, Rabbimizin bizlere bahşettiği sayısız nimetlerden sadece birkaçıdır. Bu nimetlerden faydalanmak bir hak olduğu gibi onları korumak da bir vazifedir. Ne yazık ki günümüzde çevre kirliliği, su kaynaklarının azalması, iklim değişiklikleri ve ormanların tahrip edilmesi gibi problemler insanlığın karşı karşıya bulunduğu en önemli meseleler arasında yer almaktadır. Çoğu zaman çevre sorunlarını yalnızca bilimsel veya ekonomik bir mesele olarak görüyoruz. Hâlbuki Müslüman için çevre meselesi aynı zamanda iman, ahlak ve emanet meselesidir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” (1)

    Bu ayet-i kerime, insanın yeryüzündeki konumunu açık bir şekilde ortaya koy-maktadır. Allah Teâlâ, yaşadığımız dünyayı belli bir düzen ve denge içerisinde yaratmıştır. Gece ile gündüzün ardı ardına gelişi, yağmurun yağması, toprağın ürün vermesi ve canlıların hayatlarını sürdürebilmeleri hep ilahî bir ölçünün sonucudur. İnsan ise bu dengeyi korumakla mükelleftir. Çevreyi kirletmek, suyu israf etmek, ormanları tahrip etmek veya doğal kaynakları bilinçsizce tüketmek aslında Allah’ın kurduğu bu dengeye zarar vermektir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de çevreye karşı sorumluluğumuzu birçok hadis-i şerifiyle bizlere öğretmiştir. Bunlardan biri şöyledir: “İman yetmiş küsur şubedir. En üst derecesi ‘Lâ ilâhe illallah’ sözüdür; en alt derecesi ise insanlara eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırmaktır.” (2)

    Hadis-i şerifte dikkatimizi çeken husus, çevrenin temiz tutulmasının imanla ilişkilendirilmiş olmasıdır. Bir taşı, bir dikeni veya insanlara zarar verecek herhangi bir şeyi yoldan kaldırmak küçük bir davranış gibi görülebilir. Ancak Allah Resûlü bunu imanın bir göstergesi olarak değerlendirmiştir. Demek ki Müslüman, çevresine karşı duyarlı olan insandır. Yaşadığı mahalleyi, sokağı, parkı ve ortak kullanım alanlarını temiz tutmayı dinî bir sorumluluk olarak görür.

    Bugün hepimiz günlük hayatımızda çevrenin korunmasına katkı sağlayabiliriz. Musluklarımızı gereksiz yere açık bırakmayarak su tasarrufu yapabilir, elektrik ve enerji kullanımında israftan kaçınabilir, çöplerimizi gelişi güzel yerlere atmayabiliriz. Özellikle plastik ve benzeri atıkların doğada uzun yıllar yok olmadığını düşünürsek, çevreye karşı daha hassas davranmamız gerektiği açıktır. Çünkü kirlettiğimiz çevreden zarar görecek olan yine insanın kendisidir.
Bugünlerde yaşadığımız bazı hadiseler de bize nimetin kıymetini ve şükrün önemini yeniden hatırlatmaktadır. Geçtiğimiz aylarda ülkemizin birçok bölgesinde yağışların artmasıyla barajlarımız dolmuş, uzun zamandır kuraklık endişesi yaşayan vatandaşlarımız büyük bir sevinç yaşamıştır. Bölgemizin önemli su kaynaklarından olan Demirköprü Barajı'nın doluluk oranının yükselmesi de hepimizi memnun etmiştir. Çünkü su; sadece içtiğimiz bir nimet değil, tarımın, üretimin ve hayatın devamının temel unsurudur. Fakat insan bazen nimetin kıymetini ancak onu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında daha iyi anlayabilmektedir. Yağmurların bereketiyle tarlaların, bağların ve bahçelerin yeşermesine sevinirken, geçen hafta meydana gelen dolu yağışları bazı bölgelerde meyvelere ve mahsullere zarar vermiştir.

    Bir tarafta yağmurun bereketine sevinirken diğer tarafta dolunun verdiği zarara üzülmüş bulunuyoruz. Bu durum bizlere göstermektedir ki nimet de imtihandır, musibet de imtihandır. Bollukta şükretmek, darlıkta sabretmek müminin şiarıdır.

    Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.” (3) Şükür sadece dil ile “Elhamdülillah” demekten ibaret değildir. Asıl şükür, nimetin kıymetini bilmek ve onu Allah’ın razı olacağı şekilde kullanmaktır. Su nimetine şükür, onu israf etmemektir. Toprağa şükür, onu kirletmemektir. Ağaca şükür, onu korumaktır. Çevreye şükür ise Rabbimizin emanetine sahip çıkmaktır. Peygamber Efendimiz’in çevre konusundaki hassasiyeti yalnızca temizlikle sınırlı değildir. O, ağaç dikmeyi ve yeşil alanları korumayı da teşvik etmiştir. Nitekim bir hadis-i şerifte: “Birinizin elinde bir fidan bulunur da kıyametin kopacağını bilse bile onu dikebiliyorsa diksin.” buyur-muştur. (4) Bu hadis, Müslümanın ümitsizliğe kapılmadan üretmeye, faydalı olmaya ve gelecek nesiller için çalışmaya devam etmesi gerektiğini göstermektedir. Bir ağaç dikmek yalnızca çevreye katkı sunmak değil; aynı zamanda sadaka-i câriye hükmünde olan kalıcı bir iyilik bırakmaktır. İnsanlar, kuşlar ve diğer canlılar ondan faydalandıkça sevabı da devam eder.

    Çevre bilinci aslında merhamet bilincidir. Mümin sadece insanlara değil, Allah’ın yarattığı bütün varlıklara karşı şefkatli davranır. Toprağı, suyu ve havayı korumayı kulluğunun bir parçası olarak görür. Çünkü bilir ki bugün faydalandığı nimetlerin hesabını yarın Rabbine verecektir. Özellikle yaz aylarında ülkemizin birçok bölgesinde meydana gelen orman yangınları hepimizin yüreğini yakmaktadır. Bir anlık ihmal, söndürülmeyen bir sigara izmariti, kontrolsüz yakılan bir ateş ve-ya dikkatsizce bırakılan cam parçaları binlerce ağacın, sayısız canlının ve yılların emeğinin yok olmasına sebep olabilmektedir. Oysa yanan yalnızca ağaçlar değildir; yanan kuşların yuvaları, canlıların yaşam alanları, toprağın bereketi ve geleceğimizdir. Bu sebeple ormanlık alanlarda ateş yakmama konusunda hassas davranmalı, piknik sonrasında çevremizi mutlaka kontrol etmeli, yangına sebep olabilecek her türlü davranıştan uzak durmalı ve gördüğümüz riskleri ilgili kurumlara bildirmeliyiz. Unutmayalım ki çevreyi korumak sadece devlet kurumlarının değil, her bir ferdin görevidir.

    Rabbimizin bizlere emanet ettiği bu güzel dünyayı korumak, temiz tutmak ve gelecek nesillere daha yaşanabilir şekilde bırakmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Emanetin bilincinde olan mümin; nimetin kıymetini bilir, şükrünü eda eder, israftan sakınır, çevreyi korur ve bütün mahlûkata karşı merhametle yaklaşır. Cenâb-ı Hak bizleri, emanetine sahip çıkan, nimetlerinin kıymetini bilen ve yeryüzünü imar eden kullarından eylesin.

    Sağlık afiyette kalmanız dileğiyle.
    Kaynakça    : 
    (1) A‘râf, 7/56.
    (2) Müslim, Îmân, 58. 
    (3) İbrahim, 14/7. 
    (4) Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 184.
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —