
Levis Carroll‘un* Alice Harikalar Diyarında adlı masalında; Bir ağacın altında dinlenen Alice, tuhaf bir beyaz tavşan görür ve onu takip etmeye karar verir. Kendini birdenbire, hiçbir şeyin mantıklı olmadığı, muhteşem Harikalar Diyarı’nda bulur. Alice’nin, başını koruyabilmesi ve evine geri dönmesi çok güç iken, ablasının yardımıyla evine geri döner.
Ama, tuhaf bir beyaz tavşanın peşine düşen diğer meraklı Alice’lerden bir kısmı bu kadar şanslı olmayabiliyor ve geri dönemiyorlar.
Çevrimiçi dünyanın kapısını merakla araladığımızda, hazır bir partiye gitmek için bizi karşılayan aceleci ve endişeli beyaz bir tavşanla mutlaka karşılaşıyoruz. Ne yazık ki siber dünyaya kapılarını aralayan beyaz camın üzerinde bulunan altın anahtar her kapıyı açsa da, kapılardan içeri girebilmek için yeterli değil.
Merak uyandıran ve heyecanlandıran kapılardan içeri girebilmek için, sonucunu kestiremediğimiz ve başka çaremiz olmadığı için yerine getirmemiz gereken şartlar var. Üzerlerinde “Beni iç” yazan şişeler ve “Beni ye” yazan kurabiyeler. İçip yemekten başka çaremiz de yok zaten…
İçtikçe susatan içeçecekler ve yedikçe açlığı artıran kurabiyeler.
Yeter ki çukura düşelim…
Merakımızı tetikleyen ve tıklamamızı bekleyen tuzaklar…
Aşırı pozitif ve abartılı sözcükler…
Bildiğimiz internet argoları.
Tık – tuzakları.
“Büyüleyici”
“Dehşet verici”
“Olağanüstü”
“Nefes kesici”
“Yürek burkan”
“Buna inanamayacaksınız!”
“Çok şaşıracaksınız!”
“O da bunu yaptı!”
“Kanseri önlemek için üç ipucu”
“O evde oturarak ayda ….Dolar kazanıyor”
“Bildiğiniz diyetleri unutun”
“Yabancı dil öğrenmek hiç bu kadar kolay olmamıştı”
“Gözlerinize inanamayacaksınız”
gibi hiperbolik cümleler.
En sık tuzağına yakalandığımız hiperbolik cümle malum.
“Son dakika”
Çok merak ettiğimiz ve bir türlü sonu gelmeyen dakikalar.
İnternette gezinirken bunları ve daha fazlasını sıkça görüyoruz.
Ne yazık ki noktalama işaretleri de bu tür tuzakların kurbanı.
“!?”
“…”
“***”
” !!!”
Bu ve bu gibi, meraklı Alice’ leri bekleyen nice tuzaklar…
Bizi nereye götüreceğini bilemediğimiz bağlantılar. Olduğumuzdan daha küçük veya büyük gösteren veya gösterecek çeşitli ve abartılı vaatler.
Beyaz tavşanın rehberliğinde katlanacağımız sıkıntılı maceralar…
Düştüğümüz çukurda bizi daha dibe götüren çırpınışlar…
Arayışlar, haykırışlar…
Bir türlü uyanamadığımız kabuslar…
Ahlaksız olan ve duygusal tepki vermek üzerine kurgulanan yapılar…
Hele sosyal medyada yaşayan ve sıkça karşılaştığımız o sevimli görünmeye çalışan tavşanlar… Artık sadece beyaz da değil. Günümüzde değişik, göz kamaştıran yapay renklere bürünmeyi başarabilen zavallılar. Klik avcılarının maşaları. Kullan-atları…
“Beğenme-Like”, “Paylaşma-Share” gibi, hiçbir kalite kontrol içermeyen hatta gücünü bu kontrolsüzlükten alan, insan psikolojisini bozarak mutsuzluğa sevkeden ve dezenformasyon işlevi gören mekanizmalar…
Sosyal Medya aracılığı ile yaydıkları bulaşıcı kötü salgınlar… Hiç bir karantinanın kontrol edemeyeceği hastalıklar. Sadece göz aracılığıyla insan beynine enjekte edilerek orada çoğalmaya başlayan ve hızla diğer beyinlere nüfuz edebilen zararlı virüsler. Bağımlılık yaratan zehirler…
Bunlara verdiğimiz kurbanlar… Klik avcılığı üzerine kurulu yapının kurbanları. Ailelerinin avucundan alınan nice Alice’ler… Daha hayatlarının baharında binbir emekle yetiştirilen zavallı çocuklar, gençler…
Oynanan oyunlardan, umut vaat eden “hemen tıkla umuduna kavuş” diyerek merak uyandıran bezirgan sitelerinden yayılan zehirlerin etkisiyle zombileşen ve hayatları kararanlar…
Artık kurtuluşu; apartman katından atlayarak, boynuna ip geçirip kendini asarak veya daha kolay hangi yol varsa onu bulup, onunla ölüme koşanlar…
Bilemediğimiz, hiç tanıyamadığımız daha kimler— kimler…
Ah o her gördüğümüz ve üzerlerinde “beni iç” ve “beni ye” yazan şişeler ve kurabiyeler…
İçinde ne olduğunu bilmediğimiz, ancak tavşanın teşvik etmesiyle içip, yediğimiz albenili zehirler…
Kararan geleceğimiz, kaybolan umutlarımız, bir gün sonra güneşin doğmasını göremeyecek olan gözler…
İçtikleri kanlarla daha da iştahları artan, varlıklarını göremediğimiz, seslerini duyamadığımız, elimizdeki telefondan, tabletten, dizüstünden, masa üstünden hiç eksik olmayan ancak her an ağlarına düşürebilmek için fırsat kollayan avcılar…
Klik avcıları…
Ve ağlarına düşürdükleri ve çırpındıkça ağa dolaşan kurbanlar…
Ve onların bir türlü duyulamayan ve göklere uzanan haykırış ve çığlıkları…
Buna rağmen kendilerini tuzağa düşüren rehberden medet umanlar…
Kendilerine sevimli görünen beyaz tavşandan…
Her kapıyı açacak sandıkları altın anahtardan..
İçtikleri içeceklerden, yedikleri kurabiyelerden…
Sadece bir kısmının bir gazete köşesinden veya bir alt yazıdan bir kaç satırlık haberimizin olabildiği ve hemen unutuverdiklerimiz ve hiç hatırlamadıklarımız…
“Van’da, Mavi Balina adlı oyunu oynayan Sevda E. nin arkadaşlarıyla gittiği piknikte tepeden atlayarak intihar etmesinin arkasındaki sis perdesi aralanıyor. Bilgisayar oyunu ‘Mavi Balina’nın etkisiyle canına kıyan 14 yaşındaki Sevda E.’nin 5 kız arkadaşının intiharı önlenmişti. Toplu intiharın, kızların bir arkadaşlarının polise yaptığı ihbar sayesinde engellendiği ortaya çıktı. …Sevda E.’nin babasının hayatta olmadığı, annesinin ise hasta olduğu belirlendi. Rehber öğretmen, Sevda E.’nin intihara eğilimini görmediğini ifade etti. Sevda E. ve ihbarcı kız çocuğunun da aralarında bulunduğu altı çocuğun “Mavi Balina” oynadıkları, ancak hiçbirinin akıllı telefon ve bilgisayarının bulunmadığı, evlerinde de internet olmadığı belirlendi. Polisin, çocukların okullarının etrafında “Mavi Balina” oynatan internet kafeleri incelediği öğrenildi. Sevda E.’nin ağabeyi Haluk E., “Herkes çocuğuna sahip çıksın. Sevda’nın telefonu yoktu. Evde internet yok. Televizyon ve annemin tuşlu telefonundan başka bir şey yok. Tuşlu telefonda ne oynayabilir? Sevda bize hiçbir şey fark ettirmedi. Keşke fark etseydik. Çocuk intihar ettikten sonra kolunda dövmeler olduğunu söylediler. Bizim acımız çok büyük, dilerim başka aileler yanmasın” demişti….‘Mavi Balina’ (Blue Whale Challenge) adlı internet oyunu dünyada ve Türkiye’de çok sayıda çocuğun, gencin intiharına neden oldu. Türkiye’de 150’ye yakın çocuğun ‘Mavi Balina’nın etkisiyle canına kıydığı belirtiliyor. Bu ‘intihar oyunu’nu oynayanlardan 50 günde 50 komutu yerine getirmesi isteniyor. Son komutta oyuncuya “Kendini öldür” deniliyor. *
“…Aydının Koçarlı İlçesinde iddiaya göre Mavi Balina oyununu oynayan 14 yaşındaki R.Ç. anne – babasının bilgisayarını elinden almasına tepki gösterek evlerinin girişine kendisini kemerle astı.”*
“…Ankara’da Gazi Üniversitesi İktisadi ve İlimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğrencisi 24 yaşındaki Evrim Mertin 2017 yılında evlerinde intihar etti…”Mavi Balina” oynadıktan sonra intihar eden Evrim Mertin’in oyunun komutlarını yerine getirmek için üç gün odasından hiç çıkmadığı belirtildi. Ailenin avukatı Mehtap Demirhan, “Mavi Balina’nın oynayanları yalnızlaştırıp, özgüvenini ortadan kaldırarak, değersiz hissettirmeyi amaçladığına dikkat çekti. Oyunda intihara sürükleyen komutların bulunduğunu kaydeden demirhan,” komutlar arasında kendini jiletlemek, korku filmi izlemek, uçurumun kenarında oturup aşağıya bakmak, tren raylarının üzerinde yürümek gibi şeyler yer alıyor.Komutlar gittikçe ağırlaşıyor ve çocuk en sonunda ölümü kabullenmiş oluyor.” dedi.*
Hayatlar söndükten sonra anlatılan ve ders alınmayan hikayeler…
Artık hiç- bir zaman güneşin doğuşunu göremeyecek olanların hikayeleri.
Diyorum ki;
İnternet ortamının; yaşadığımız hayatın bir gerçeği ve bizim sanal kimliğimizin de bu gerçeğin bir parçası olduğunun farkına varabildiğimizde,
Çocuklarımızı, ailemizi ve yakınlarımızı bu tür tehlikelerden korunmaları konusunda uyarabildiğimizde,
Tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarında, kollarından çekerek kurtarabildiğimizde,
Kurbanların sayısının azalabileceğine inanıyorum.
Ne yazık ki her Alice’nin yanında, kolundan çekerek uyandırabilecek ve beraber evlerine gidebilecekleri ablaları olmayabiliyor…
Tanımadığımız, güven vermeyen internet siteleri ve şüpheli yaklaşımlar karşısında uyanık olmamız gerekiyor.
Çünkü, internet denizi yüzeyden çok güzel görünse de, suyun altı yırtıcı canavarlarla dolu!..
Habersiz kalmayın sağlıcakla kalın.
* John F. Kennedy: 29 Mayıs 1917 – 22 Kasım 1963 tarihleri arasında yaşayan Amerika Birleşik Devletleri’nin 35. başkanı.
*Levis Carroll: Charles Lutwidge Dodgson ya da daha çok tanındığı takma adıyla Lewis Carroll, 27 Ocak 1832 – 14 Ocak 1898 tarihleri arasında yaşayan ünlü İngiliz yazar, matematikçi, mantıkçı ve fotoğrafçıdır. Alice Harikalar Diyarında isimli eserini, 1865 yılında yazmıştır.
*Haberler, 05.04.2019/ 08.04.2019 tarihli Milliyet Gazetesi’nden alınmıştır.
NOT: Yazılarımı aynı zamanda aşağıya bağlantı adresini bırakacağım kişisel blogumda da görüntüleyebilirsiniz:
https://kuzyakabilisimtarihkultur.com/

