İnsanoğlu ne garip varlık değil mi? Doğumundan ölümüne incelene incelene bitmiyor. Bebeklik, çocukluk, gençlik, yaşlılık… Hepsinin ayrı bir mecrası, ayrı bir hikayesi var. Yetiyor mu? Hayır! Çağlar boyu biriktirdiği medeniyeti, tarihi, ilimi, bilimi, maceraları var.
Bebekliğinden itibaren hayat macerası başlıyor. Gerçi hamilelik döneminde de duyduğu, hissettiği kanıtlanmış bir gerçek. Ancak biz en asgarisinden doğumundan sonrasını dış bir gözle, daha bilimsel, daha objektif görebiliyoruz.
Çocukluğu; gençliğine, hayatın aslında ne olduğunu anlamasına kadar zamanı kapsıyor herhalde. Ne kadar saf, ne kadar masum, ne kadar tatlı bir dönem. Kinden, nefretten, öfkeden ne kadar da uzak bir cümle.
Sosyal medyadaki paylaşımlar arasında en hoşuma gidenlerden biri de; siyahi bir erkek çocuğunun, sarışın mavi gözlü bir kız çocuğunun elinden tuttuğu bir fotoğraftır. Belki bu fotoğraftaki kız çocuğu aradan on yıl geçmeden, bu siyahi erkeğe nefret ve garezle bakmaya başlamıştır. Arada ne mi değişmiştir? Hayatı anlamıştır. Abarttım değil mi? Hayır! Yoksa siz Amerika ve Avrupa’daki son yüz yılın şımarık, beyaz yüzlü siyah bakışlı insanların siyahi insanları, ikinci sınıf vatandaş olarak görmediğini mi zannediyorsunuz?
Yazılarımla ilgili, biraz bilgili, konuyla da ilgili bir okurumuz, ayaküstü anlatmam gerekenleri çok uzattığımı, artık insanların instagram, twitter ve facebook gibi sosyal medya hesaplarındaki kısa cümlelerden hoşlandığını söyledi. Hemen “eyvallah abi.” dedim. Ama kısa mesajlardan hoşlanan günümüz insanının, aslında okumaktan hiç hoşlanmıyor olduğunu söyleyemedim. Yine uzun bir cümle ile demiş olalım: Günümüz insanı bırakın uzun uzun okumayı; uzun uzun konuşamıyor, uzun uzun bakamıyor, uzun uzun olduğu yerde oturamıyor bile, diyerek erteleyelim bu meseleyi.
Bebekliğimizdeki ve çocukluğumuzdaki masumiyet, asalet - özellikle kullandım bu kelimeyi asıllık demek, asıl olan insanlığın fıtratına manasına neden büyüyünce bozuluyor? Sanmayın ki incelenmemiş bu konu. Ne sosyologlar, ne psikologlar, ne ilahiyatçılar incelemişler bu konuyu da, çözüm üretememişler. Aslında ürettikleri tüm çözümler sorunu katlamış kanımca.
Ferdi Tayfur’un gençliğimizde, gençlik gereği dinlediğimiz ve şimdi şimdi farkını fark ettiğimiz bir şarkısı var:
Ah bir çocuk olsaydım,
Parklarda oynasaydım,
Bu duygular içinde,
Ah bir çocuk olsaydım.
Büyüdüm de ne oldu?
Gönlüm kederle doldu
Çocukluk günlerimi,
Çocukluk günlerimi,
Gözlerim hep arar oldu.
Koyu renkli yazıyı okuyarak tavsiyesine uyalım okurumuzun, sosyal medyaca özünü ve özetini yazalım konunun: Ya dünya insanlığı toptan çocukluğuna dönsün, ya da çocuklar insanlığı, merhameti, masumiyeti, saflığı, sevgiyi terk etsin ki, bu kavramlar hayatımızdan bir an önce çıksın. Tercihimiz dünya insanlığının dönüşümünde olsa gerek.
