Orta yaş insan grubunda olduğumuza göre gençliğimdeki ve çocukluğumdaki Türkiye ile şimdiki Türkiye’yi kıyaslayabiliyorum. Elbette çok farklı. Tabii burada fiziksel ve teknolojik farklılıklardan bahsetmiyorum. Gelişim ve değişim, dünyanın kaçınılmazı. Olumlu ya da olumsuz... İstediğimiz ya da istemediğimiz... Bir de değişmemesi gerekenler var. Gelenek görenek, örf adet, kısaca insani değerlerimiz... Önem verir isek sağlıklı ve huzurlu bir toplum olabilmemiz için devam etmeye değecek olanlar yani. Herhalde eski ile yeni yaşam tarzlarının farkındasınızdır. Farkında olmalısınız çünkü bu vb. yazıları okumaya devam ediyorsunuz.
Çocukluğumuzda nedenkli (salçalı) ekmeği yerken bile zevkinden ara vermediğimiz ve mahallenin neredeyse hepsi ile beraber oynadığı, kıpır kıpır, hareketli ve sosyal oyunlara inat, kâh yatarak kâh oturarak evin küçük bir bölümünde oturarak, pür dikkat gözü tablet, bilgisayar veya cep telefonuna kesilmiş, çikolata elinde şımarıklık beyninde, sessiz, sakin konuşmaktan aciz oyun oynayan çocukluk var karşımızda.
Akşam ezanında evde olma zorunluluğumuz olmasa uyuyuncaya kadar sokaklarda sabahı edeceğimiz, yorulduğumuzda bile dizimiz üzerinde top saydırma yarışı yaptığımız 80’lerin, 90’ların çocukları şimdi çocuklarını, evin içinde varlığını hissetmeyecek kadar hissiz bir duruma sokuyor ya da bu durumda olmasına sessiz kalıyor. Geçenlerde görev yaptığım kuruma yakın sokaklarda şen şakrak çocuk bağırtılarını duydum da akşam akşam ne kadar zamandır bu mesrur edici sesi duymadığımı fark ettim. İnanın çok mutlu oldum.
Televizyon ekranlarında doğulu, saf ve masum köy çocuğunu yansıtmaya çalışılan reklam ile hedeflenen, daha fazla teknolojik ürün satmak. Yoksa kara kaşına kara gözüne hele hele koyun çobanlığının kutsallığına vurgu yapmak değil niyet. Kapitalizmin ne olursa olsun kâr etme açgözlülüğü... Bilerek mi yoksa bilmeyerek mi bilmem ama netice şu: Çocukların teknoloji bağımlısı olması demek, sanal oyunun kölesi olmak demek. Bu da arkadaşlık dostluk vb. insani duyguları baltalamak demek. Çocukların oyun esnasında hem hareket ederek hem de konuşarak sosyalitesini artırmasına ket vurmak demek. Oyun içerisindeki tatlı rekabeti, ortak olmayı, düşman olmadan kazanmayı, en fazla çocukça 15 dakika küsmeyi öğrenmemek demek.
Çocuklarımız şimdi sanal oyunlar ile neredeyse hiç yemeden akşamı, hiç uyumadan sabahı ediyorlar. İnanın fiziksel olarak yorulmadıkları, enerjilerini sadece iki parmak ve göz ile harcadıkları ve bir elde oyun diğer elde fast food yedikleri için obeziteye düçar oluyorlar. Bu tespit ebeveynlerin bir araya geldiğinde en fazla yakınma konusu. Akşama kadarki yorgunluk ile erkenden uyuduğumuzu, sabah erken kalktığımızı hepimiz hatırlarız. Şimdiki nesil yorulmadığı için akşam yatmasını bilmiyor, sabah da kalkmasını...
Mümkün mertebe okumaya yeni başlayan çocuğumuza kitap okumaya ve okutmaya çalışıyoruz. Biz çocuklarımızdan okuduğumuz kitap ya da hayatın diğer alanlarından soru beklerken, oynadığı sanal, uydurma, sahte oyun kahramanları ile ilgili sorular ile karşılaşıyoruz. Ve inanın cevaplamak üniversite sınavı sorularından daha zor.
Oyunlar da hiç masum oyunlar değil hani. Çocuklarını teknoloji manyağı yapmak istemeyen milyonlarca anne babadan biri olarak ne kadar zorlandığımız malûm. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım, günde bir saatlik izin versek bile, bir saatte öğrendiği oyunun etkisi, uyku da dahil, her saatini olumsuz etkiliyor. En azından lüzumsuz etkiliyor.
Ev gezmelerinde iki çocuk bir araya gelsek bile oturup konuştuğumuz, kısıtlı oyuncaklar ile çoraptan top yaparak evin salonunda şut attığımız, bundan dolayı azar yediğimiz, zaman zaman dayak yediğimiz günler ne değerli günler imiş meğer. Biz de çocuklarımızdan aynı davranışı bekliyor ve en fazla kızmak istiyoruz.
Geçen akrabalardan bir çocuk ile benim çocuğum evimizde buluştular. Ben de biraz izleyeyim dedim. Beş dakika geçmeden misafir çocuk ısrar ederek tabletten oyun oynamak istedi. Biz de bir ve beraber oynasınlar diye çocuğa oyun zamanı olmamasına rağmen verdik tableti. Çok geçmeden misafir çocuk oyunda yaptıklarını anlatmaya başladı: "Baba arabayı çaldım, dükkana girdim, adamı öldürdüm!" Doğal olarak babası müdahale etti. "Oğlum sen polis çocuğusun! Hırsızlık yapılır mı? Adamı neden öldürdün? Ne suçu vardı? Günahı ne idi dükkanın, kırdın döktün?" 6 yaşındaki çocuğun cevabı : "Baba bu oyun, böyle oynamazsak oyun olmaz ki..." Baba cevaben: "Oğlum senin polis olacağın oyunu oyna. Hırsızları yakala. Cezalandıralım." deyince çocuk: "Baba o zevkli olmuyor." dedi. Buyurun cenaze namazına... Baba ısrar ederek: "Peki oğlum bizim arabamızı biri çalsa, onu çarpsa sen kızmaz mısın?" Çocuk: "Baba yenisini alırsın." şimdi de duasına buyurun çocukluğun... Bu sefer tablet çocuktan alınıyor. Sonrası malûm ağlamalar, sızlamalar, bağırış, çağırış...
Kıssadan hisse derler eski denen ama aslında eskimeyen atalarımız. İyiye gitmiyor nesiller. Mutlu ve huzurlu bir ufuk göremiyorum yakın ya da uzak gelecekte. Şimdi desek ki ayıklansın bu tür oyunlar, kapatılsın bu siteler, yasaklansın bu oyunlar, hemen itiraz gelir toplumun bir kesiminden: “Özgürlüklerimizi kısıtlayamazsınız. Verme çocuğuna teknolojiyi oynamasın oyunu.” Özal zamanında özel TV kanalları açılmıştı. Toplumdan itiraz gelmişti ahlaki değerler ayaklar altına alınıyor diye.. Özal rahmetli de çevirin kanalı, kumandaya sahip çıkın zorla baktırmıyoruz demişti hatırımda kalanın meali olarak.
Aynı cevap şimdi de vaki... Ama sosyal bir varlığız ve beraber yaşıyoruz. Kötülükler, kötülerin kendi aralarındaki paslaşmalar şeklinde cereyan etmiyor. Ve en fazla da iyileri etkiliyor. Kötü ve kötülük ne kadar çoğalır ise hayat o kadar zorlaşır elbette. Nasıl adalet hepimize lazım ise iyilik her topluma lazım. Ne eker isek onu biçeriz.
Bayramınız mübarek olsun.
