Vaiz Muharrem DEMİR


ORUÇ TUTMAK: Sabır Eğitimi-2


               Hz. Peygamber’in (s.a.v.), “Oruç tutan nice kimseler vardır ki oruçtan nasibi sadece aç kalmaktır. Geceyi ibadetle geçiren nice kimseler vardır ki kıyamdan nasibi sadece uykusuz kalmaktır.” (İbn Mâce, Sıyâm, 21) hadisinde de oruç ibadetinin şekil şartlarının ötesinde, birtakım derunî özelliklerinin olduğu vurgulanmaktadır. Kulun kemale erip olgunlaşmasına katkı yapan ibadetler, ahlâktan ayrı düşünülemez. Hakkıyla kılınan bir namaz insanı nasıl kötülükten alıkoyarsa hakkıyla tutulan oruç da böyledir. Oruçtan istifade edebilmesi için kişinin sadece midesiyle değil bütün organlarıyla oruç tutması gerekir.

               

               Oruçlu için müstehap olan hususların başında sahura kalkmak gelir. Sahur yemeği bereketli bir yemektir. Peygamber Efendimiz, Müslümanlar ile Ehl-i kitabın oruçları arasındaki en büyük farkın sahur yemeği olduğunu ifade etmiş, az bir şeyle de olsa sahur yemeği yememizi tavsiye etmiştir. “Sahura kalkın. Çünkü sahurda bereket vardır.” (Müslim, Sıyâm, 45) hadisinde Allah Resûlü sahurun Ramazan gecelerinin bereketli vakitleri olduğuna işaret etmiştir. Namaz kılmak için ya da Ramazan gecelerindeki sahur yemeklerinin bereketini yakalamak için uyanmak, aslında kulluğa uyanmaktır. Orucu tüm şartlarına uyarak, müstehap olan uygulamalarıyla tutmak onu daha da güzelleştirecektir. Böylece sadece oruç tutanların girebilecekleri Reyyân Kapısı’ndan geçerek Allah’ın rızasına ve cennetine girenler arasına girmek mümkün olabilecektir.

 

               Ramazan ayının müstehap olan uygulamalarından biri de iftarlarımızı acele yapmak, akşam namazını kılmadan önce oruçlarımızı açmaktır. Allah Resûlü akşam namazını kılmadan önce orucunu birkaç yaş hurmayla, yaş hurma bulamadığı zaman kuru hurmayla, o da yoksa birkaç yudum suyla açardı. Orucu hurma gibi tatlı bir şeyle açmak ise mendup, başka bir deyişle hoş bir davranıştır. Belki bu uygulama, bu güzide meyvenin tadı ve bereketiyle, Ramazan’ın tadına ve bereketine çok yakışmasındandır. Resûlullah’ın (sav) kış günlerinde kuru hurma ile yaz günlerinde ise su ile orucunu açtığına dair rivayetler de vardır.

Oruçludan yapması beklenen güzelliklerden biri de Kur’an’ın indirildiği bu mübarek ayda çok Kur’an okumaktır. Bilindiği gibi Hz. Peygamber, Ramazan gün ve gecelerinde bol bol Kur’an okurdu. Genç sahâbî İbn Abbâs, Rahmet Elçisi’nin Ramazan ayında Kur’an ile ilişkisini şöyle tasvir etmektedir: “Allah Resûlü insanların en cömerdi idi. Cömertliğinin zirvesinde olduğu zaman ise Cibrîl ile çokça buluştuğu Ramazan ayı idi. Cibrîl (a.s.) Ramazan’ın her gecesinde Hz. Peygamber’le buluşur ve onunla Kur’an’ı karşılıklı okurlardı...” (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1) Önce Hz. Peygamber, Cibrîl’e okurdu, buna “arz” denirdi. Sonra aynı âyetleri bu defa Cibrîl okurdu ki buna “mukâbele” denirdi. (Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, VII, 316) İşte Cibrîl-i Emin’in Allah Resûlü ile yapageldiği Ramazan mukabeleleri asırlardır geleneksel bir şekilde hemen hemen bütün camilerde tatlı bir yadigâr olarak devam etmiş ve âdeta orucun, Ramazan’ın ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.

 

               Kur’an okumanın yanı sıra iftar ve sahur yemeklerinde dua etmek de orucun âdâbındandır. Allah Resûlü Ramazan ayları dışında da sofrada dua ederdi. Peygamber Efendimiz, yemek yediği zaman, “Bizi yediren, içiren ve bizi Müslüman yapan Allah’a hamdolsun.” (Ebû Dâvûd, Et’ıme, 52) “Güzellikle ve bereket dilekleriyle dolu, ama bir o kadar yetersiz olan ve dilimizden düşürmediğimiz, vazgeçemediğimiz tüm övgülerle sana çokça hamd ediyoruz ey Rabbimiz!” (Ebû Dâvûd, Et’ıme, 52) diyerek Allah’a olan şükrünü ifade ederdi. Peygamber Efendimiz orucunu açtığı zaman, “Susuzluk gitti, damarlar suya kavuştu. İnşallah orucun ecri de hâsıl oldu.” (Ebû Dâvûd, Sıyam, 22) şeklinde veya, “Ey Allah’ım! Senin rızan için oruç tuttum. Senin rızkınla orucumu açtım.” (Ebû Dâvûd, Sıyâm, 22) diyerek orucunu açardı. Yemek yedikten sonra da, “Oruçlular yanınızda iftar etsin, iyiler yemeğinizden yesin, melekler size dua etsin.” (Ebû Dâvûd, Et’ıme, 54) diye dua ederdi. Hz. Peygamber ayrıca adaletli yönetici, iftar etmek üzere olan oruçlu ve mazlum kişinin duasının geri çevrilmeyeceğini söyleyerek iftarda dua etmeye teşvik ederdi.

 

               Ramazanda iftar yemekleri vermek, Rezzâk olan Rabbimizin bize verdiği rızıkları kardeşlerimizle paylaşmak, Halil İbrâhim bereketini umdu ğumuz sofralarda buluşmak bize mânevî ecirler kazandırır. Bazen bir tek hurma bile cennete vesile olur. Âişe validemiz anlatıyor: “Yoksul bir kadın, iki kızını yüklenmiş kapıma geldi. Ben de kendisine üç kuru hurma verdim. Kızların her birine birer hurma verdi. Yemek için bir hurma da ağzına attı. Derken kızları annelerinin ağzındaki hurmayı da yemek istediler. Kadın yemek istediği hurmayı hemen ikisinin arasında pay etti. Onun bu hâli benim pek hoşuma gitti. Allah Resûlü’ne kadının bu davranışından bahsettim. Efendimiz buyurdular ki: "Bu hurma hatırına Allah ona cenneti vacip kılmıştır. Veya bu hurma hatırına onu cehennemden azat etmiştir.” (Müslim, Birr, 148)

               

               İftar sofralarına mümkün mertebe yoksulların davet edilmesi bir tarağın dişleri gibi birbirine eşit olan insanların aynı sofra etrafında buluşmasını sağlar. Allah Resûlü, “Bir oruçluya iftar veren, o kişinin sevabı kadar sevap elde eder. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.” (Tirmizî, Savm, 82) buyurarak iftar davetlerini teşvik etmiştir. Yemeklerde israfa kaçıl maması ve sünnete uygun davranılması gerekir. Allah Resûlü, misafiri olduğu ev sahibine kendisi dua ettiği gibi ashâbına da dua etmelerini tavsiye etmiştir.

               

               Oruçtan nasibi aç kalmaktan öteye geçmeyen kimselerin durumuna düşmemek için gözler, kulaklar, eller, ayaklar, kalp ve ağız, mideyle beraber oruç tutmalıdır. Allah Resûlü’nün uyarıları oruç tutarken de rehberimiz olmalıdır.

 

                          KAYNAK : HADİSLERLE İSLAM

YAZARLAR