Halk arasındaki inanışlara göre ölmüş olan birisinin ruhu Cuma akşamları evini ziyarete gelmekte, diğer zamanlar ise mezarı başında durup ziyaretçi beklemektedir. Oysaki bu inanışlar Kur'an'a aykırıdır. Bu konudaki anahtar ayetleri görelim:
Kişi öldüğü an Rabbine doğru gider:
“ (Can) köprücük kemiklerine dayandığı zaman. “Kim onu kurtarabilir?” denir. Bunun ayrılık anı olduğunu anlar. Ve ayakları birbirine dolaşır. İşte o gün sürülüp götürülmek, sadece Rabbinedir.” (Kıyamet [75] 26-30).
Ölmüş birisi mezarda değil, Allah’ın katında, kontrolündedir:
“ (Allah)... Ölümüne hükmettiği (canları, nefisleri) yanında tutar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir...” (Zümer [39] 42).
Ölmüş kişi şu an uyku halindedir:
“...Yatıp uyuduğumuz yerden bizi kim kaldırdı / uyandırdı?...” (Yasin [36] 52).
Ölmüş birisine biz bir şey duyuramayız:
“...Sen mezarlarda olanlara asla duyuramazsın.” (Fatır [35] 22).
Ölmüş birisinden biz bir şey işitemeyiz:
“(Yok ettiğimiz nesillerden) herhangi birilerinin varlığını hissediyor musun? Veya onlardan en küçük bir ses duyabiliyor musun?” (Meryem [19] 98).
Yine bu ayetlere göre telkin / talkın uygulamasının da olabileceğini söylemek pek mümkün değildir. Hatırlanacağı üzere telkin, cenazenin defnedilmesinin ardından bir kişinin kabrin başında yüksek sesle ölüye Arapça olarak iman esaslarını hatırlatmasıdır. Telkin Kur’an’da değil, rivayetlerde yer alır.
Ayrıca telkin olsaydı, dinde büyük bir yozlaşma ve haksızlığa yol açardı. Allah’ın imtihanında kopya söz konusu olurdu. Telkin verilmeden defnedilen kişiler de böyle bir “torpilden” mahrum kalacakları için ayrıca büyük bir haksızlık olurdu.
Sonuç olarak ölmüş insanların durumları ile ilgili en sağlam kaynak olan Kur’an’a müracaat edilmelidir. Aksi takdirde birçok yanlış bilgi ve uygulama hayatımızda yer etmeye devam edecektir.
