Peygamber Efendimiz bir gün sevgili kızı Fatıma’ya şu şekilde hitap ediyor: "Ey kızım Fatıma! Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..."
Efendimiz (SAV) İslam Dini’ni ilk olarak yakın akrabasına tebliğ etmekle görevlendiril mişti. O, amcalarının ayağına çeşitli hakaret ve ezalar görmesine rağmen defalarca gitmekten gocunmamıştı. Aile efradını namaza kaldırmaktan ve onlara bu konuda örnek olmaktan sorumlu idi. Rabbimiz, Rahmet Elçisine “Aile fertlerine namazı emret, kendin de bunda kararlı ol. Senden rızık istemiyoruz; asıl biz seni rızıklandırıyoruz. Mutlu gelecek, günahlardan sakınanların olacaktır.” Diyerek bu hususun önemini hatırlatmıştı.
Sevdiğimiz insanların dünyada iyi imkânlar elde etmeleri için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz. Annebabalar olarak çocuğumuz iyi bir üniversite kazansın, iyi geliri olan bir iş sahibi olsun diye var gücümüzle çalışıyoruz. Bunlar elbette olacak olmasın demiyorum. Peki, gelip geçici fani dünya için bu kadar gayret ediyoruz da çocuklarımızın ebedi, sonsuz âlemi için ne kadar gayret ediyoruz. Onların ahirette iyi makamlar elde etmesi için ne kadar çalışıyoruz bu soruyu kendimize sormamız gerekiyor.
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yerine getiren melekler var dır.” Bu ayette Rabbimiz hem kendimizin hem de ailemizin sorumluluğunu üzerimize yüklemektedir. Neme lazımcı ve bananeci bir yaklaşım dinimiz tarafından yerilmektedir. Bireysel olarak kurtulmak yetmez aynı zamanda kurtarıcı olmakta hedeflenmelidir.
Eşini, çocuklarını, annebabasını, akrabasını ve arkadaşlarını sevdiğini iddia eden bir insan önce sevdiklerinin ebedi hayatlarını kurtarmak için çabalar. Dünya hayatında kişi makam sahibi, mal-mülk sahibi olabilir ancak nihayetinde tüm bunlar elinden çıkıp gidecektir. Kimse musalla taşına konunca rütbesi ile anılmıyor. “Er kişi niyetine” veya “hatun kişi niyetine” denerek ahirete uğurlanıyor. Kişi ile beraber kalacak olan ise iyi ya da kötü amelleri olacaktır. Bundan dolayı efendimiz “Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır” diyerek bu gerçeği ifade etmiştir.
“Kesin olan şu ki, asıl kaybedenler, kıyamet gününde hem kendilerini hem de yakınlarını ziyan edecek olanlardır. Bilesiniz ki kesin hüsran (kayıp) işte budur!” Onların âhirette öz benliklerini kaybetmeleri, “cehennemde hak ettikleri cezaya çarptırılmaları”; yakınlarını kaybetmeleri de “içinde bulundukları cehennem ortamında akraba ve dostlarıyla buluşup görüşme ve yardımlaşma imkânından yoksun kalmaları” şeklinde açıklanır. Yani kişi kendisini ve ailesini koruyamazsa ahirette sevdiklerinden ayrı düşecektir. “İman eden ve nesilleri de iman konusunda kendilerinin yoluna uyanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık.” İman eden ve nesillerini kendi yollarına çağıranlar ise Cennette hep beraber olacaklardır.
Anne-babalar belki de çocukları istedikleri yere gelemedi diye kaybetti sanıyor. Şunu iyi bilmeliyiz ki asıl kayıp LiseÜniversite imtihanların kaybı değil ahiret imtihanının kaybıdır. Çocuğumuz belki iyi bir yerler kazanamaya bilir ama bize çok saygılı ve sevgili olabilir diğer öteki çocuğumuz ise çok iyi yerleri kazanmasına rağmen saygısız ve sevgisiz olabilir. Bundan dolayı önceliklerimiz dünya kazancı odaklı değil de rıza-i ilahi odaklı olmalıdır.
Müslüman toplumu olarak camilerin boş olmasında hepimiz şikâyetçiyiz. Ama kaçımız “çocuğumuz, eşimiz ya da anne- babamız” namaz kılmıyor diye ağladık, onların hidayeti için Allah’a yalvardık?
Gençler artık söylemden çok eyleme bakıyor. Özü sözü bir sadık insanlar arıyor. Onlar, ellerinden tutacak, yumuşak bir üslupla Allah’ın evine davet edecek, orada güler yüzle karşılayacak büyüklerini bekliyor. Büyükleri olarak tekrardan camiyi gençlere sevdirmeliyiz. Onların iradesini esir alan teknoloji, alkol, uyuşturucu, oyun vb. bağımlılıklardan kurtarıp kalplerini Allah’a ve Camilere bağlamalıyız.
Cami ve namaz ile toplumumuzun tekrar ihya olması için öncelikle kendimizin samimiyetle vakit namazlarını camide eda etmesi gerekiyor. Daha sonra sırasıyla eşimizi, çocuklarımızı, yakın - uzak akrabamızı, komşumuzu ve arkadaşlarımızı camiye ve namaza davet etmeliyiz.
Kaynak : Hadislerle İslam
