Mustafa KAYA


İSTANBUL’DAKİ VEFA İLE BİZDEKİ VEFA…


               Bugün gene iyi hasletlerden konuşma günü olsun istedim. “Haslet”, özellik olarak tanım lanabileceği gibi yaradılıştan gelen huy, karakter olarak geniş manası ile tanımlandığını hatırlatmak isterim. Yani insanların yaradılışından gelen, insanı insan yapan değerleri, özellikleri ve karakteri kastedeceğiz bu yazıda.

İnsanoğlunun yaradılışı itibari ile iyi hasletlere sahip olduğunu, kötü hasletleri sonradan edindiğini üç aşağı beş yukarı tüm eğitimciler kabul etmektedir. Yani insanoğlu en başta günahsızdır. Bakmayın siz Hristiyan öğretiye, zama nında bozmuşlar tevhit inancındaki günahsız bebekliği şimdi yedi düvel birleşseler düzeltemeyecekler yanlışlıklarını. Dolayısı ile bir çocuğun en az ergenlik yaşına gelinceye kadarki, yüzündeki tatlılık ve masumluk, söylediklerimin en büyük kanıtı değil midir? Birçok sözde olduğu gibi Hz. Peygamberin sözünde de çocukların masum olduğu, yaşları ilerledikçe kötülüğü ve kötülük yapmayı öğrendiği vurgulanmaktadır. Şarkıda da geçtiği gibi “biz büyüdük de kirlendi dünya!” demiyor muyuz? O halde yeryüzü çocuklara kalsa, büyükler hiç olmasa, kötülüğü öğrenemeyecekleri için, sadece iyiliği bilecekleri için, dünyada iyilik hâkim olacaktır. Antitezi var ise açıklasın canım, biz buradayız. 

Sakın ha daldan dala atladığımı düşünmeyin! Nasıl ana yemek yenmeden önce çorbası oluyor ise ve midenin rahat etmesi önemseniyor ise, biz de anlatacağımız konunun çorbasını böylece vermiş oluyoruz. Gelelim konumuza. Anlamakta yabancısı olduğumuz bir kelime olmamasına rağmen son yıllarda uygulamakta yabancı laştığımız bir kelime: vefa… Vefa ile ilgili sözlerden yola çıkarak kimimize hatırlatacağım kimimize de yeni tanıştıracağım bu kelime ile toplumumuzun kanayan yaralarından birine merhem olmaya çalışacağım.

 

               Aşağıda “vefa” ile ilgili veciz cümleleri duyup da ibret almayacak var ise; “kendini sigortalatsın!” derim. Nedenini ya bu güne ya da başka sefere açıklayacağım diyor ve veciz sözlere geçiyorum:

“Cömertlik olmayınca malın, vefa olmayınca arkadaşın hayrı olmaz.” Ahmet b. KAYS.

“Vefa ile sadakat ayrı şeyler; güçlüler vefalı, acizler sadıktır.” Murat MENTEŞ.

“İnsanlarda vefa görmedim. O yüzden de canı gönülden Allah’ın vefasını seçtim.” Fahrettin ATTAR

“Vefa milletin tarlasıdır.” Voltaire

 “Vefa ve minnet vicdanın belleğidir.” Dücane CUNDİOĞLU

               Anlayışımız söze kalacak olsa inanın birisi yeter bu sözlerin. Anlayan ve anlamak isteyene yani. Bu manada bir yakınımızdan serzenişte bulunacağımız zaman hemen ne deriz: “artık vefa İstanbul’da bir semt adı sadece!”. Evet vefa İstanbul’daki bir semtin adıdır. Ama o semte adını vefa kelimesinin güzelliği ile semtin güzelliği örtüşsün diye vermişler. Kelime toplumda dejenere (yıpranarak yok olma anlamında) olsun da İstanbul’daki vefa semti yalnız kalsın diye değil!

Peki, çoğumuzun çoğunlukla kullandığı vefasızlık kelimesi yukarıdaki anlamının yanında sözde durmamak anlamına da gelmekte değil midir? Bu anlamını da sonra irdeleriz. Çünkü birbiri ile örtüşüyor. Ama kısaca ahde vefa diyoruz biz ona.

Bizim bu günkü amacımız arkadaşını, dostunu, akrabanı ve her hâlükârda temasta olduğun kişi veya kişileri yok saymamak, unutmamak ve ilgiyi azaltmamaktır. Vefa, çıkar ilişkisi gözetilmeden dostluk, arkadaşlık ve akrabalık kurmanın, insanı insan yapan başta söylediğimiz doğuştan getirdiğimiz hasletleri üzerimizde taşımaya devam etmek demektir. “Pazara kadar değil mezara kadar”ı ete, kemiğe büründürmektir. Hiçbir şey yapamasak bile hal hatır sormak, gönlünden çıkarmamak ve yanı başında hissettirmektir. 

Toplumumuzdaki yara meselesini de sonraya bırakıyorum. Hem “kendini sigortalatmak” deyimini de açar, biraz laflarız. Vaktimiz ve sıhhatimiz elverdiğince beraber olalım emi. 

Böylece birbirimize de vefa göstermiş oluruz.

               Hadi kalın sağlıcakla!

YAZARLAR