Hz. Âişe'nin satın alarak azat ettiği Berîre isimli cariye, kendisine verilen bir miktar sığır etini Allah Resûlü'nün hâne-i saadetine getirmişti. Hz. Peygamber'e bu etin Berîre'ye sadaka olarak verildiği söylenince o şöyle buyurmuştu: “Bu onun için bir sadaka, bizim içinse bir hediyedir!” (Buhârî, Zekât, 62)
Allah Resûlü'ne hediye vermek isteyen ashâb, onun sevgili eşi Hz. Âişe'ye olan ilgisini iyi bildiklerinden, hediyeyi onun evinde iken vermeyi tercih ederler, gerekirse bir süre erteleyip daha sonra takdim ederlerdi. Belli ki evde tencere kaynamadığı bir zamanda, hediye gelen yiyecekle Hz. Âişe'nin yüzünün güldüğünü gören Hz. Peygamber'in de mutluluğu artıyor, böylece verilen hediyenin mânevî kıymeti de katlanmış oluyordu.
Sahâbe-i kirâm, günün herhangi bir saatinde, Resûlullah'ın evine yakınları, komşuları veya daha uzaktan insanlar tarafından yiyecek, içecek, giyecek türünden hediyelerin gönderildiğine şahit olurlardı. Bunlar arasında Peygamber'in göz zevkine ve damak tadına uymayan şeyler bulunsa bile gönderene iade edilmezdi. İbn Abbâs'ın teyzesi Ümmü Hufeyd, bir keresinde Hz. Peygamber'e bir miktar keş (suyu süzülüp sertleşmiş yoğurt kurusu), tereyağı ve Arapların yemekte sakınca görmedikleri birkaç tane keler (ker tenkele) hediye etmişti. Peygamber (sav) keşten ve tereyağından birer parça yedi, ancak hoşlanma dığı için kelere dokunmadı.
Resûlullah (sav) kendisine verilen hediyeyi şer'î bir zorunluluk veya farklı bir gerekçe nedeniyle kullanamayacaksa ya bunu incitmeden ve gerekçesini de bildirmek suretiyle geri çevirir yahut bunu kullanabilecek insanlara dağıtırdı. Bir defasında kendisine hediye olarak gelen ipekli bir kumaşı Hz. Ali'ye vermiş ve bunu hanımlar arasında başörtüsü olarak paylaştırmasını istemişti. Erkekler için takvaya uygun olmadığına kanaat getirdiği altın ve ipek gibi hediyeler verildiğinde, onu farklı bir yerde değerlendirmek üzere kenara kaldırırdı. Bir keresinde kendisine ipek bir kaftan he diye edilmişti. O da bunu giydi ve namaz kıldı. Namaz bitince kaftanı üzerinden çıkardı ve “Takva sa hiplerine bu yakışmaz.” buyurdu. (Buhârî, Salât, 16) Yine bir gün, Necâşî'nin kendisine hediye ettiği ziynetler arasından çıkan altın bir yüzüğü benzer sebeple istememiş ve torunu Ümâme'ye vermişti.
Peygamber Efendimize, döneminin yönetici ve krallarından da, devletler arası siyasî münasebetler çerçevesinde pek çok hediye gönderil mişti. Mısır Mukavkısı, İran Kisrâsı, Bizans İmparatoru, Yemen'in Zû Yezen bölgesi hükümdarı, Roma'nın Maan (Amman) valisi, Eyle (Akabe) hükümdarı ve Dûmetü'l-Cendel Kalesi'nin kumandanı tarafından gönderilen çeşitli hediyeleri Resûlullah kabul etmişti. Ancak Endülüslü muhaddis ve Mâlikî fakihi Kâdî İyâz, Hz. Peygamber'in (sav) gelen değerli hediyeleri kabul ettikten sonra ihtiyaç sahiplerine dağıttığını belirtmektedir.
Peygamber Efendimizin (sav) yakın çevresi, onu sıkıntılı zamanlarında olduğu gibi refaha kavuştuğunda da hediyesiz bırakmamışsa, Peygamberimiz de yakın çevresini her fırsatta çeşitli hediyelerle sevindirmiştir. Kendisine bir şey armağan edildiğinde, onu sevdikleri arasında pay etmeden içi rahat etmemiştir. Hz. Enes'in haber verdi ğine göre bir gün Resûlullah'a (sav) bir tabak yaş hurma hediye edilmiş, o da iki dizi üzerine oturup bunları avuç avuç Enes'e vererek hanımlarına göndermişti. Câbir b. Abdullah'ın rivayet ettiğine göre, bir gün Efendimize bir miktar bal hediye edilmiş, o da (sav) yanındakilere birer lokma yedirmişti. Bir defasında da Hz. Peygamber'e, içinde inci bulunan küçük bir torba getirilmiş, o da bu incileri hür kadınlarla cariyeler arasında paylaştırmıştı. Yine bir gün, o sıralar küçük bir çocuk olan Nu'mân b. Beşîr'i (ra) yanına çağırarak, Tâif'ten hediye olarak getirilen üzümün içinden bir salkım almış, “Al bu salkımı, annene (Abdullah b. Revâha'nın kız kardeşi Amra'ya) götür!” diye tembihlemiş ancak küçük Nu'mân onu daha eve varmadan yemişti.
Peygamber-i Zîşân Efendimiz bir zamanlar yanı başından ayrılmadığı hâlde artık hayata veda etmiş olan sevdiklerini, yakınlarına hediyeler vererek yâd etmeyi de unutmuyordu. Hz. Âişe'nin, “Peygamber'i (sav), Hatice'den kıskandığım kadar hiçbir kadından kıskanmadım.” diyerek bahsettiği Hz. Hatice'nin vefatından sonra bile Resû lullah bir koyun kestiğinde onun yakın arkadaşlarına etten hediye ederdi.
Gönüller Sultanı'nın hediye verme ve hediyeyi pay etme konusundaki şefkatli ve fedakâr hâli, hane halkına ve hanımlarına da sirayet etmişti. Allah Resûlü onlara, gönülden vereni Cenâb-ı Hakk'ın, daima daha güzeliyle mükâfatlandıracağını haber veriyordu. Bir yoksul, müminlerin annesi Âişe'den, oruçlu olduğu bir gün yardım istemişti. O sırada evinde tek bir ekmekten başka bir şey bulunmayan Hz. Âişe, azatlı cariyesine, “Ekmeği ona ver.” dedi. Cariye, “Orucunu açman için başka bir şey yok!” deyince, Hz. Âişe tekrar, “Ekmeği ona ver!” dedi. Cariye der ki: “Âişe'nin dediğini yaptım. Akşam olunca bize ekmeğe sarılmış vaziyette koyun eti hediye edildi. Müminlerin annesi Âişe beni çağırıp, “Bunu ye, bu senin ekmeğinden daha iyidir.” dedi.
Akraba dışında kalan yakınlara hediye verirken önce kimden başlanması gerektiği, peygamberî bir düstur olarak Âişe annemizin ağzından şöyle kayda geçmiştir: “Yâ Resûlallah, be nim iki komşum var; hangisine hediye vereyim?” diye sordum. Resûlullah (sav), 'Kapısı sana en yakın olana!' buyurdular.” (Buhârî, Şuf’a, 3)
Efendimizin, hediyeyi alan kimsenin riayet etmesi gereken nezaketli tavra, şu sözlerle işaret buyurduğunu görmekteyiz: “...Size hediye verene karşılık verin. Karşılık verecek bir şey bulamazsanız, onun için dua edin.” (İbn Hanbel, II, 96) Hz. Peygamber'in kendisine yemek getiren Zeyd b. Sâbit'e, “Bârekallâhü fîk.” (Allah bunu senin için bereketli eylesin.) demiş olması, dua ile teşekkürün ifade biçimlerinden biridir.
Rivayetlerden hediyeleşmenin karşılık beklenmeden, gönül rızası ile sevgi, ilgi ve alâkayı artırmaya aracı olan erdemli bir davranış olduğu anlaşılmaktadır. Ancak hediyeyi asıl gayesi dışında, daha büyük bir hediye almak için veya daha farklı bir beklentiyle veren kişinin hediyesinin kabul edilmemesini anlatan ibretli bir hadise vardır. Bedevîlerden biri Peygamber'e (sav) genç bir deve hediye etmişti. Resûlullah (sav), bunun yerine ona altı deve vererek hediyesine karşılık verdi. Fakat bedevî bunları yeterli görmeyerek kızdı. Durum Resûlullah'a (sav) ulaşınca o, Allah'a hamdetti ardından şöyle buyurdu: “Falan kişi bana bir deve hediye etti. Ben de ona altı deveyle karşılık verdim; fakat yine de memnun olmadı. Bundan dolayı Kureyş, Ensar, Sakîf ve Devslilerin dışındaki kimselerden hediye kabul etmemeyi düşündüm.” (Tirmizî, Menâkıb, 73) Allah Resûlü'nün saydığı bu kabileler izzet ve ikramı bilen, âdâb ve usulle hareket eden insanları resmediyordu. Sadece bun lardan hediye kabul etmeyi bir an aklından geçir miş olması, Peygamber Efendimizin hediyeyi fark lı amaçlarla kullanan insanlara yönelik tavrına işaret ediyordu.
KAYNAK: HADİSLERLE İSLAM

