Mustafa KAYA


GEZİYİ NOT ETMEK, GEZMEK KADAR ÖNEMLİ !


               İki haftadır geziyoruz köşemizde. Gezi yazılarından oluşan kitap okudunuz mu hiç? Gezi kitapları gerçekten hoştur. Hele eski, en eski olanları… Bence okudukça okunası gelenler olmalı. İbni Batuta, Evliya Çelebi, Amin Maalouf... Evliya Çelebi'nin hikâyesini de bilirsiniz herhalde. Neden kısaca anlatmayalım ki? 

               “Evliya Çelebi, İstanbul’daki evinde uykuyla uyanıklık arasındaki rüyasında kendisini İstanbul’daki  Ahi Çelebi  Camisi’nde, minberin oldu ğu yerde görmüş. Rüyasında yanına gelen biri kendisinin Sa’d bin Ebi Vakkas olduğunu söylemiş. Bu kişi, kendisine “Birazdan buraya bütün Peygamberlerin ruhları, bütün sahabe, bütün alimlerin ruhları gelecek en sonunda Peygamber Efendimiz, torunları Hazreti Hasan, Hazreti Hüseyin, Ehlibeyt ve On iki İmam gelip sabah namazı kıldırıp gidecek” demiş. Evliya Çelebi’nin rüyasında Hz. Peygamber’in girdiği cami nurla kaplanmış. Hz. Peygamber sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra Evliya Çelebi'ye “kamet getir” demiş ve Evliya Çelebi Bilali Habeşi ile birlikte müezzinlik yapmış. Hz. Peygamber sabah namazının farzını kıldırdıktan sonra, kendisine “Kalk, Peygamber’in elini öp ve iste ne istiyorsan” denmiş. Evliya Çelebi, “Kalktım, Peygamberimizin yüzü kapalıydı, yüzünü açtı, o kadar güzel, o kadar heybetliydi ki birden hıçkırarak ağlamaya başladım” diyor. “Resulullah’ın elini öptüm, bir büyükten ne istenmesi gerekiyorsa ben de onu yaptım” diye anlatıyor. “Şefaat ya Resulullah” diyecektim, fakat heyecandan dilim sürçtü, şefaat yerine “seyahat ya Resulullah” dedim. Benim bu dil sürçmem Peygamber Efendimizin hoşuna gitti ve tebessüm ederek “Şefaatim hak, seyahatin de mübarek olsun” dedi ve “El Fatiha” diyerek camiden çıktı. Peygamber çıktıktan sonra, Sa’d bin Ebi Vakkas camide en sona kaldı ve dedi ki: “Bak Evliya Çelebi, Peygamber’in şefaatini aldın, seyahat müsaadesi de aldın ve dünyayı gezmeye buradan başlayacaksın. Dünyayı ilk gezmeye sevgili İstanbul’cağızımızdan başla.”

               Rahmetli Özal'ın deyimiyle; netice itibarıyla gezmeyi seviyorum ama en çok gezi notlara tutmayı seviyorum. Son yıllarda sosyal medya üzerindeki paylaşımlar gezi notları tutmamda en etkili yol oluyor. Gezi kitaplarını okumak da ayrıca ke yifli benim için. Böylece eğer o yere gitmediysem; bilgi alıyorum, merakım artıyor, gitmek için fırsat kolluyorum. Gittiysem; daha da iyi… Kendi gözlemlerimle o kişinin gözlemlerini kıyaslıyorum en sonunda. İşin en güzel tarafını söyleyeyim mi? Çok eski anlatımlar ile gezdiğim yerleri kıyaslamak harika oluyor. Neden mi? Eskiden yazılmış gezi hatıralarından hâlâ varlığını devam ettiren yapıları, adetleri, alışkanlıkları tespit edebilmek benim için müthiş zevkli bir şey. 

               Üniversite eğitimi için Demirci’den ayrılıncaya kadar Simav ve bir kez İzmir'e gitmiş benim gibi Demircili, zamanın gençleri hep aynı durumdaydı: Gezmek, görmek lüksün de lüksüydü. Üniversite eğitimi için gittiğim İstanbul'da Hz Peygamber'i rüyamda görmememe rağmen Allah her sene başka bir ülkeye gitmemi nasip etti. Her yaz tatilinde ayrı bir ülkeye seyahat etmek nasip oldu. Kırım’ından, Suriye'ye ve Bulgaristan'a ... O sıralarda düğün yemeğinde, Süpürgeci Ama Hafız diye bilinen, komşumuz Hafız amca bana; sen de Demirci’nin evliya çelebisi olmuşsun demişti de "Seyahat Ya Resulullah mı dedin, rüyanda?” diye sormuştu. Bu bilgisi karşısında hayrete düşmüştüm Hafız amca için. Dolayısıyla Evliya Çelebi'nin bu rüyasını herkes bilmeli kabilinden, bilenlere hatırlatma, bilmeyenlere öğrenme fırsatı sunmuş olduk, fena mı? 

               Şu an hangi kitabı mı okuyorum? Vatan Yahut Kırım. İçinde benim hikâyemin de olduğu bu kitabın henüz başlarındayım. Yazarı Ramazan ARITÜRK. Kırım’da uzun süre kalmış, ata yadigarı toprakları adım adım dolaşmış, akademisyen bir avukat. Daha benim ile ilgili bölüme gelmedim ama çok iyi yazmış, tavsiye ederim. Bununla beraber, gittiğiniz gezdiğiniz yerleri de kendi pencerenizden yazın derim acizane… Haftaya buluşalım inşallah. 

               Hadi Sağlıcakla kalın!

YAZARLAR