Dr. Öğretim Üyesi İsmail Taşlı (Emekli)


BİLGİ ÜRETİMİ VE TÜKETİMİ 1


 "Bilgi çağı, Bilgi toplumu" son yıllarda sık sık kullanılan kavramlardır. Bu kavramlar ile iletişim ve enformasyon teknolojilerindeki gelişmelerin biçimlendirdiği yeni bir toplumsal yapı söz konusudur.    
Bilgi çağında olmakla “bilgi toplumu’’ olmak farklı kavramlardır. Bilgi çağında olmakla beraber bilgi toplumu olmanın neresinde olduğumuz sorgulanabilir.

Aslında günümüzün en kritik tartışmalarından biri: Bilgi üretmek mi, tüketmek mi? Hem üretip hem de tüketmek mi?

Bilgi üretmek kısaca olguları gözlemleyip kavramlaştırmak, ardından genellemelere ulaşmaktır. İlerledikçe yeni düşünce ve kavramlar ortaya koymaktır. Bilgi tüketmek ise başkalarının ürettiği bilgiyi sorgulamadan almak, ezberlemek veya sadece kullanmaktır. Burada kritik olan nokta, üreten toplumlar kavramlarını da üretir. Kavramı üreten, düşünceyi şekillendirir. Tüketen toplumlar ise bu kavramların doğal olarak bağımlısı haline gelir ve tükettikçe içine hapsoldular.

Eğitim sistemimiz Tanzimat’tan bu yana Batı etkisi altında şekillendi. Ezber bilgi ön plana çıktı; kavramların gücü göz ardı edildi. Olgu → Kavram → Genelleme zinciri kurulamadığı için düşünce üretimi zayıf kaldı. Ezberci ve sorgulamayan bireyler yaygınlaştı. Bu arada sosyal medya doğruluğu denetlenmeyen tartışmalı ve hızla dolaşıma giren bilgi kirlilikleriyle doldu. Böylece kavram temelli düşünme yerine “paylaşma refleksi” öne çıktı. Bir araştırma konusu haline getirilse birilerinin ürettiklerini payla-şanları sınava tabi tutsak sonuç ne olur merak ediyorum.

Sosyal medya sayfalarında yer alan vefat haberlerinde dikkatimi çeker. İlanın altında beğeni butonu var. Bugün dikkatimi çeken iki ilandan birinde 105, diğerinde 205 beğeni var. Böyle bir taziye ne anlama geliyor. Var mı böyle bir taziye. Vefatını öğrendim ben de bunu beğendim. Demek ne anlama geliyor. 
Ortalama 300 kelime ile konuşan bir toplumda, kavramların kökenine inmek gerçekten zordur.  Kelime dağarcığı sınırlı olduğunda, kavramların nüansları kayboluyor. Çünkü kelime, her kavram bir anahtar, bir şifre anlamı taşır. Dolayısı ile şifre olmayınca düşünce ufku da ancak kelime dağarcığı kadar açılabilir. Bu durumda yaşanan bu olayda örneklendiği gibi taziye cümlelerini oluşturamayanlar beğeni yaparak kimleri incittiğinin farkına bile varmıyor.

Batı’nın ürettiği kavramları kullanarak düşünmek, onların düşünce çerçevesine bağımlı olmak anlamına geliyor. Gerçek bağımsızlık, kendi kavramlarımızı üretmekten geçiyor. Biz kendi kavramlarımızı üretmeden gerçekten özgür olabilir miyiz?

Örneğin laiklik, demokrasi, özgürlük gibi kavramlar, tarihsel bağlamından koparıldığında slogana dönüşebiliyor. Kavramların etimolojik ve tarihsel bağlamını bilmeden onları tartışmanın sakıncalı olduğu. Bu yüzden kavramların kökenlerini öğrenmek, onları doğru anlamak için bir tür “kültürel hafıza”  oluşturmak zorunlu hale geliyor. Aksi halde kavramların tarihsel kökenleri ve bağlamları göz ardı edildiğinde, tanımlar kişisel tercihlere ve gündelik algılara göre şekilleniyor. Bu da kavramların içini boşaltıyor ve onları tartışmalı hale getiriyor.

Eğitimde ısrarla kavram temelli yaklaşımı dikkate alarak öğrencilerin sadece bilgiyi ezberlemesini değil, olgu, kavram genelleme zinciri ile kendi zihinsel modellerini kurmalarını sağlamak gerekir. Bireysel üretim, toplumsal düzeyde paylaşıldıkça kültürel bir güç haline gelir. 
 

YAZARLAR