
“Ey iman edenler! Salâta kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi (kollarınızı) yıkayın; ellerinizle başınızı meshedin ve bileklere kadar ayaklarınızı da (meshedin / yıkayın)! Cünüp olduysanız temizlenin (yıkanın)! Hastaysanız veya yolculuktaysanız veya sizden biriniz tuvaletten gelmişse ya da kadınlara (cinsel olarak) dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız, o zaman temiz bir toprak arayın ve yüzlerinizi de ellerinizi de ondan (onunla) [mesh] edin! Allah size herhangi bir güçlük (çıkarmak) istemez fakat sizi tertemiz kılmak ve size (verdiği) nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.” (Kur’an, Maide [5] 6).
“Ey iman edenler! Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar; cünüpken -yolculukta olmanız hariç- yıkanıncaya kadar salâta yaklaşmayın. Eğer hastaysanız veya yolcuysanız; tuvaletten gelmişseniz, kadınlarla ilişkiye girmişseniz ve su da bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla ellerinizi ve yüzünüzü mesh ederek teyemmüm edin. Kuşkusuz Allah, çok affedicidir ve çok bağışlayıcıdır.” (Kur’an, Nisa [4] 43).
Ayetler gayet anlaşılır olmasına rağmen Ebu Ömer ed-Dibyân adındaki “büyük” âlim temizlik hakkında, Taharet Hükümleri Ansiklopedisi adı altında 14 ciltlik bir eser yazmış. Yüzlerce sayfada nelerin temiz nelerin pis, nelerin abdesti, salâtı bozduğunu yazmıştır. İlk bakışta bu çaba çok iyi gibi görünse de aslında yapılan şey, Allah’a din öğretmektir:
“De ki: “Siz, dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerde olanları da yerde olanları da bilir.” Ve Allah, her şeyi çok iyi bilir.” (Hucurat [49] 16).
Çünkü Kur’an’da temizlik ile ilgili ayetlerde zaten yeterince bilgi verilmiştir. Bilgi verilmeyen şeyler de zaten helaldir (Maide [5] 101), bizim tercihimize bırakılmıştır. Yoksa Allah bazı şeyleri “unutmuş” da bu “büyük alimler” mi hatırlamışlardır?
Örneğin gusül abdestini ele alalım. Ayette sadece “temizlenin” denilir (Maide [5] 6). Yani biz duş aldığımız zaman bu emir yerine getirilmiş olmaktadır. Fakat daha sonra bazı “alimler” işi zorlaştırmış, adeta yapılamaz hale getirmişlerdir: Göbek çukuruna su gitti mi? İğne ucu kadar kuru yer kaldı mı? Acaba kıl diplerine su gitti mi? … Bunlar gerekli olsaydı Rabbimiz zaten bildirirdi. Ayette olmamasına rağmen ne yazık ki böyle ayrıntılar dine ilave edilmiştir. Unutulmamalıdır ki, biz ahirette bu tür şeylerin yazıldığı kitaplardan değil, yalnızca Kur’an’dan sorumluyuz:
“O (vahiy) senin için de halkın için de bir öğüttür. Siz ondan sorulacaksınız.” (Zuhruf [43] 44).
İslam kolaydır, kolaylıktır. Hiç kimsenin kendi keyfi hükümlerini Allah’a “öğretmeye” hakkı yoktur.

