Allah Resûlü, hanımının ağzının bozukluğundan şikâyet eden Lakît b. Sabra adındaki diğer bir sahâbîye de eşini boşamasını önermiştir.
Lakît’in, “Onunla aramızda uzun zamana dayanan bir beraberlik ve bir de çocuk var.” sözü üzerine, “Ona nasihat et. Eğer onda iyi bir gelişme görürsen buna devam et...” buyurarak, erkeğin şiddete yönelmesine müsaade etmemiştir. Buradan hareketle, dövmenin çözüm olmayacağını bilen Allah Resûlü’nün, yürüyemeyecek dereceye gelen ciddi ailevî geçimsizliklerde ev içindeki şiddetin devam etmesi yerine, eşlerin medenî yolla ayrılmalarını düşünmelerini önerdiğini söylemek mümkündür. Hz. Peygamber, aile arasındaki huzursuzlukları körükleyenleri de ağır bir dille uyarmıştır. O (sav), “Kadını kocasına, köleyi efendisine karşı kışkırtan bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Talâk, 1) buyurarak aileyi korumaya verdiği önemi ortaya koymuştur.
Bir erkeğin hayatını paylaştığı bir kadına el kaldırmasını hayretle karşılayan Rahmet Peygamberi, “Sizden biriniz (sakın) hanımını köle döver gibi dövmesin. Sonra günün sonunda onunla (aynı yatakta nasıl / ne yüzle) beraber olur!” buyurmuştur. 20 (Buhârî, Nikâh, 94) Hadislerde geçen “cariyeyi (veya köleyi) döver gibi” ifadesinden, Hz. Peygamber'in kölelerin dövülmesini normal gördüğünü düşünmek doğru değildir. Bu, o toplum içinde cariye veya kölelerin daha çok şiddete maruz kaldıklarını ve insanların bunu daha doğal karşıladıklarını gösteren ve benzetme amacıyla söylenen bir ifadedir. Nitekim Allah Resûlü"nün bu konudaki uyarıları çok açıktır. O şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz hizmetçisini döverken Allah'ı hatırlasın ve derhâl elini çeksin.” (Tirmizî, Birr, 32) Sahâbî Ebû Mes’ûd el-Bedrî anlatıyor: “Kölemi dövüyordum. Arkamdan, "Şunu bil ki Ebû Mes’ûd..." diye bir ses işittim. Döndüğümde Resûlullah’ı karşımda gördüm. “Şunu bil ki Ebû Mes’ûd, Allah'ın senin üzerindeki gücü senin kölenin üzerindeki gücün den daha fazladır.” buyurdu. O anda elindeki kırbacı bırakan ve bundan sonra hiçbir kölesini asla dövmediğini söyleyen Ebû Mes’ûd o kölesini de Allah rızası için azat ettiğini bildirmektedir. İbn Ömer’den nakledilen bir rivayette de Allah Resûlü’nün, “Kim kölesine tokat atar ve onu döverse, bunun kefareti o köleyi azat etmesidir.” buyurduğu ifade edilmektedir. (Müslim, Eymân, 29)
Aile içi şiddetin en yaygın olanı kocanın eşine yönelik fizikî şiddeti olsa da, kadının kocasına, ebeveynin çocuklarına, çocukların da ebeveynlerine yönelik şiddet uygulamaları söz konusu olabilmektedir. Bu bağlamda mânevî ve psikolojik baskılar da şiddet kapsamı içinde yer alır. Örneğin eşlerin birbirlerine yönelttikleri, geçerli delillere dayanmayan zina isnadı, bir iftira olduğu için, namus ve onurlarına yönelik mânevî bir şiddettir. Bu yüzden Kur'ân-ı Kerîm, böyle bir suçlamaya en çok maruz kalan ve bundan en fazla zarar görecek olan kadını korumak amacıyla, bu iftirayı yapan kimselere seksen sopa vurulması ve şahitliklerinin ebediyen kabul edilmemesi cezasını vermiştir. Eşlerin, kendilerinde kalması gereken mahrem sırlarını başkalarına yaymaları da karşı taraf için bir nevi mânevî şiddettir. Çünkü aile bireylerinin birbirlerine güvenerek açıkladıkları sırların ve mahrem bilgilerin başkalarına intikali, onların kişilik haklarının ciddi bir ihlâlidir. Onun için Allah Resûlü, “Kıyamet gününde, Allah katında mevkii en kötü olacak insanlardan birisi, karısı ile beraber olup da onun özel hayatına ilişkin sırlarını yayan kimsedir.” buyurmuştur. (Müslim, Nikâh, 123)
“İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” 26 (Buhârî, Tevhîd, 2) buyuran Allah Resûlü, aile içinde veya dışında insanların birbirlerine zulmetmesini, eziyet etmesini yasaklamıştır. Hac ibadeti esnasında yaptığı hataların durumunu soran birisine, “Bunların bir önemi yok, yeter ki bir Müslüman’ın ırzına (haysiyetine ve şahsiyetine) saldıran kimse olmasın. İşte böyle biri günah işlemiş ve helâk olmuştur.” 28 (Ebû Dâvûd, Menâsik, 87) buyurarak, insanlara yapılan maddî mânevî saldırıların, Allah'a ibadet ederken düşülen hatalardan çok daha önemli olduğunu vurgulamıştır. Hz. Peygamber savaş dışında hiç kimseye el kaldırmamış, ne kadına ne de hizmetçiye vurmuştur. Müslüman’ı, “elinden ve dilinden diğer Müslümanların güvende olduğu kimse” olarak tanımlarken, “bu dünyada insanlara işkence edenlerin Allah'ın azabına maruz kalacağı” uyarısında bulunmuştur. Nitekim Ebû Ubeyde b. Cerrâh, Hz. Ömer döneminde Şam’da valilik yaptığı esnada bir adamdan zor kullanarak cizye almaya kalkınca Hâlid b. Velîd, kendisiyle bu konuda konuşmuştu. Bunun üzerine Hâlid’e, “Valiyi kızdırdın.” denilince, o şöyle cevap vermişti: “Niyetim onu kızdırmak değildi ama ben Resûlullah’ı (sav) şöyle derken işittim: "Kıyamet günü en şiddetli azap görecek kimseler, dünyada insanlara en çok işkence edenlerdir." (İbn Hanbel, IV, 90)
İnsanlara yapılan saldırı ve haksızlıklar karşısında bu kadar duyarlı olan Allah Resûlü, bir eş, bir baba ve bir aile reisi olarak eşlerine, çocuklarına, torunlarına ve hizmetçilerine karşı da aynı duyarlılığı göstermiş, onlara sevgi ve şefkatle muamelede bulunmuştur. Onun eşlerine karşı takındığı en sert tutum, bazı olaylar sebebiyle dargın durduğu bir aylık dönemdir. Bunun dışında eşlerinin bazı kıskançlıklarını bile olgunlukla karşılamış, kendisine karşı zaman zaman seslerini yükseltmelerine aldırmamıştır. Hatta Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in, Allah Resûlü’nün eşleri olan kızlarına karşı, onu üzdükleri düşüncesiyle zaman zaman takındıkları sert tutumdan haberdar olup kızlarına çıkışmalarına engel olmuştur.
Sevgili eşi Hz. Âişe’nin memnuniyetini ve kızgınlığını nasıl anladığını ona anlatırken bile Allah Resûlü’nün bu olgun ve dingin tavrı fark edilmektedir. Hz. Âişe’nin anlattığına göre Allah Resûlü ona, “Ben senin benden memnun olduğun ve bana kızdığın zamanı anlarım.” deyince Hz. Âişe bunu nasıl anladığını sormuş, Hz. Peygamber, “Benden memnun olduğunda, "Hayır, Muhammed’in Rabbi hakkı için olmaz." dersin. Bana kızdığında ise, "Hayır, İbrâhim’in Rabbi hakkı için olmaz." dersin.” buyurmuştur. Hz. Âişe’nin ona verdiği cevap da eşini çok seven bir hanımın inceliğini yansıtmaktadır: “Evet, fakat Allah'a yemin olsun ki ey Allah'ın Resûlü, ben senin sadece isminden uzak kalabilirim.” (Buhârî, Nikâh, 109)
KAYNAK : HADİSLERLE İSLAM
