Mustafa KAYA


AFAT AFFET YA RAB!

"... Ve duamız şöyle olsun :  Allahım sen bizi her türlü yer ve gökden kaynaklı, insandan ve hayvandan kaynaklı belâlardan muhafaza eyle.. Yanlışlarımız ve günahlarımız dolayısı ile bizi cezalandırma Allahım... Amin..."


          Gece saat 2.30 civarı yeni yatmıştım. Sağa dön, sola dön uyumamışım. Üniversiteden yeni mezun olmuş, şöyle yada böyle atanamamış genç ama yüreği yaralı, hayata ümitle bakamamanın hüznü ile günlerini geçiren 24 - 25 yaşlarında bir gençtim o zaman. Saat 3.00’ı geçer geçmez öyle bir ses geldi ki yerin altından, o sesi bu gün bile hatırlıyorum ve kulaklarımda yankılanıyor sanki. Birisi doğup büyüdüğüm tek katlı, mütevazi evi sanki yukarıya kaldırıyor sonra yere çarpıyordu. Hemen dışarıya fırladım. Akabinde ev halkı. Bu bir depremdi ve sokaklar bir anda insanla doldu. Demirci halkının telaşlı, koşuşturmalı ve hengameli görüntüleri de hafızamdan hâlâ çıkmaz. O zamanlar internet falan yaygın değil. Ta ki eve girmeye cesaret bulup da televizyonu açtık, depremin aslında bize göre uzak bir şehirde olduğunu fakat tesirinden  yanı başımızda olduğunu zannettik.  Tarihe Marmara Depremi olarak geçecek bu deprem Marmara, ege ve iç anadoluyu etkilemişti.

          Öncesinde Dinar depremini de hatıralarım öğrencilik yıllarımdan. Ev arkadaşım yardım için gitmiş, geldikten sonra içler acısı portre çizmişti deprem ile ilgili. Ama Marmara depremi çok acıklı idi. Ölüler, yaralılar, kurtarılmayı bekleyenler, bir şekilde kurtarılan ve annesini babasını, evladını bekleyenler basında, medyada içler acısı durumu gözler önüne serilmişti.

          Olaydan 4 sene sonra Yalova’ya öğretmen olarak atanmış, olayı yaşayanlardan yaşanılandan  daha da içler acısı durumda olduğunu canlı şahitlerinden dinlemiş ve inanın şok olmuştum.

          "Tarih tekerrürden ibarettir" sözü cezbetmedi beni hiçbir zaman. Sözün tarihi yönünü bilmem ama felsefi yönü biraz ilgilendirir beni, yan branşım olarak. Kendince daha anlaşılır olarak " bir insan bir nehirde iki defa yıkanamaz." ile açıklarım çoğu zaman. 6 Şubat’ta, tam da umre yolculuğundan döneceğimiz o günün sabahında, kara haberi aldık. Benzerlikler vardı benim kafamda ama aynısı asla değildi. Tam sınırda vatana uçacağız derken ikinci kara haber geldi hepimizin yüreğine kor bir alev gibi. Yürekleri dağlayışı tekerrürden ibaretti depremin ama bu sadece benzerliği idi. Müthiş de farklılıklar taşıyor kıyaslanınca.

          Beni ilgilendiren tarafı sosyolojik ve psikolojik boyutu aslında. Yıkımın çok olması, ölü sayısının Marmara depreminde olduğu gibi her geçen gün artacağı benzerlik gösterse de bir gün içerisinde Marmara depreminden daha yıkıcı iki depremin yaşanmış olması, etkilediği il ve nüfusun, yıkılan bina sayısının fazla olması iki depremi birbirinden ayrıştırıyor.

          2000 yılından beri alınan ders ile depremlere daha hızlı, daha çok ekipman ve daha organize çalışılarak müdahale edilebilir iken, bu depreme aynı şekilde müdahale edemedik. Bu depreme devlet ve millet olarak daha geç ve daha az organize olabildik ilk günde. Bunda daha fazla ilin, memleketin beşte birinin önce yatakta, tam bir şey yok deyip eve girmişken sonra bir daha aynı şiddetle depreme yakalanması müdahalelerin gecikmesine neden oldu. Şehirlerin giriş ve çıkışlarındaki trafik yoğunluğunun, kurtarma ekip ve ekipmanlarına geçit vermemesi de eklenince işler zorlaştı. Bu da tecrübemiz olur inşallah.

         Daha bir kaç ay önce güle oynaya deprem tatbikatı yaparken, bu gün gerçeği karşısında günlerdir ağlıyoruz.

          1999 depreminde "Türkiye deprem kuşağı" "Türkiye deprem gerçeğini kabul etmeli" "Deprem öldürmez, yapıların sağlam olmaması öldürür" cümlelerini ne de çabuk unuttuk değil mi?

          Coğrafya kaderdir sözü ne mükemmel bir söz. Yaşadığımız topraklar, mevsimleri ile, meyvesi sebzesi ile, dağı bayırı ile ve menevi olarak vatan kılmak için yaptığımız mücadeleler ve her bir karesi şehitlerimizin kanı ile sulanmış mükemmelliğinde ise küçük bir kusuru olmasın mı? Küçük diyerek aslında küçümsemek değil kastım. Güzelliklerinin büyüklüğü yanında  küçük görülmesi gerek diyorum kusurun. Kusuru bilmek örtmek için yeterli değil mi bizim için?

          Bir gün Ege de, bir gün Marmara da, bir gün doğu da deprem var ve olacak, olmaya devam edecek dedi deprem uzmanı... Derdimiz belli... Afatı da, düşmanı da haini de olacak bu vatanın... Çünkü burada yaşamak isteyeni de, bizi burada huzurlu yaşatmamak isteyeni de çok bu coğrafyanın. Ama buhran zamanı geçti mi de unutuveririz hemen her şeyi.... Kaçıncı deprem benim bile hayatımda bu deprem... Milletin hafızası depremi yılda bir kez hatırlasa kolay mı yıkılır bu kadar bu binalar, kolay mı kıyılır bu kadar insanın hayatına...

          1999 da yönetmelik, 2007 de yönetmelik ve 2018’de yönetmelik.... İyi de yönetmeliği uygulayacak ete kana bürünmüş kişide, yönetmeliği yönetecek izan, vicdan, bilgi, görgü var mı?  Deprem gerçeğine göre inşaat yapacak mimarda, mühendiste, müteahhitte vicdan ve merhamet var mı? Peki evi alacak, evinde oturacak kişide var mı, hayat aşkı, çocuk sevgisi, aile bağları.. Bizler kestirmeden daha az ödemek, daha kârlı çıkmak ve daha lüks uğruna alacağımız eve gereken değeri vermiyoruz ne yazık ki... Ruhumuza, iliklerimize kadar giren daha fazla kazanma hırsı, torunumızun torununa da yetecek parayı kazanmak, serveti kısa, gayrı ahlaki ve vicdansızca kazanmak uğruna yaptığımız binanın malzemesinden çalan mimara, mühendise, elektrikçiye, su tesisatçısına yeter artık diyemeyecek miyiz hâlâ...                                                  Bunları yetiştiren en başından, anne babasından akrabalarına, öğretmeninden çevresindeki arkadaş dost ve meslektaşlarına sorumluluk düşmemiş mi oluyor şimdi? Pişmanlık yaşa mamalı mıyız bu kadar yetim kalanın, evsiz, eşsiz, anasız babasız kalanın yanında?

          Ben hep şunu söylerim : ben ve bu yazıyı okuyan sevgili okurum. Deprem, sel, yangın ve tüm afetler ve belalar kendi elimizle, kendi dilimizle, kendi bilincimizle geliyor. Bu günlerde olaya ilahi ceza yönü ile bakanları da uyarayım. Bunun yeri ve zamanı değil. Muhasebesi ortalık aydınlanınca elbette olacaktır ama şimdi zamanı değil.

          Bu duygular ile çok daha fazla olmasını beklediğim vefat edenlere Allah tan rahmet diliyorum. Yaralı kurtulanlara acil şifalar diliyorum. Yardım kampanyalarına elindekinin çoğunu gönderme müşfikliğinde olan halkımızdan Allah  razı olsun diyorum. 

          Ve duamız şöyle olsun :  Allahım sen bizi her türlü yer ve gökden kaynaklı, insandan ve hayvandan kaynaklı belâlardan muhafaza eyle.. Yanlışlarımız ve günahlarımız dolayısı ile bizi cezalandırma Allahım... Amin.

YAZARLAR