
Geçen gün Sındırgı'yı çok da açmadan ve açılmadan orta halli yazdım. Giriş gibi olsun istedim. "küçük bir ilçe ne olacak canım" dediğinizi duydum. En sonuna kadar bekleyin derim ben. Önemli olan küçük mekanları güzel ve özel kılmak bence. Mesela siz, Sındırgı' ya turlar ile yerli turistlerin hafta sonlarında yüzlerce kişi olarak gezmeye, görmeye ve alışveriş yapmaya geldiğini biliyor muydunuz? Kaplıcalara gelenler bunun dışında mı bilmem.
Sındırgı'daki kokuesans, kısaca kolon yağı üretimi bile beni şaşırttı. İlçe ekonomisine az da olsa katkı sağlıyor. Babadan kıza - oğula devam ettiriyorlar mesleği. Dükkâna girdiğinizde 10 dakika serencamını da anlatıyorlar. Marka ismini de yakındaki dağdan almış. Hava katmış ilçe dağı olarak kolon yağına. Yanlış anlamadı isem 300 'ü aşkın kolon yağı çeşidi varmış markanın. Bir kaç tanesini denedik. Birbirinden güzel kokuyorlar. Sizi nasıl etkiler bilmem ama beni çok etkiledi. Özellikle birçok markaya fason mal üretmeleri olayın boyutunun ilçeyi aştığını gösteriyor. Bana tuhaf gelen diğer nokta ise; üretim yerinin özel yerlerinde sahiplerinin kendilerinin çalışıyor olması. Bu özelde birbirine güvenmeyi ve o bölgeye diğer insanların sokulmaması da sırrın açığa çıkmamasını sağlamak olmalı.
Beni etkileyen ve Sındırgı ile ilgili ikinci yazıyı yazmama neden olan iki sebebi aktarayım ki; siz de rahatlayın ben de. TOKİ’lerin arka tarafına bir tesise götürdü bizi belediyenin rehberi. Şehirden ayrı bir noktada tesis. Girişinden itibaren hijyene önem veriyorlar. İçeride, kurutulacak meyve ve seb zenin soğuk hava deposuna girdik. Aklınıza gelebilecek her türlü meyve kurutuluyormuş bu tesiste. Biz bu soğuk hava deposunda 7-8 çeşit meyve ve 2 çeşit sebze gördük. Mükemmel bir koku hâkim depoya. Bu meyveler ve sebzeler giriş kapısından merhaba der demez, el değmeden tesisin içine giriyor ve el değmeden poşetleniyor. Tesisteki kurutma olayı ya termal enerji ile sağlanıyor. Ve en önemlisi nem oranını istedikleri şekilde ayarlayabiliyorlar. Rehber, aramızda konuşurken kullandığımız "bizim kakla bunun arasında fark yok!” cümlesini duyunca, "hocam kak hem tadının korunması hem de uzun yıllar bekletilmesi açısından, bu tesisin çıktıları ile karşılaştırılamaz!. Buradaki kurutulmuş gıdalar 30-40 yıl dayanabiliyor." Dedi.
Ben ikram edilen kurutulmuş armut ve çileğin hem kokusunu hem de tadını beğendim. Tavsiye ederim. Tavsiye demişken, Demirci gibi meyve potansiyeli yakın ilçelerle beraber oldukça fazla olan ilçemizde, neden böyle bir tesis yapmıyoruz, yapamıyoruz. Özel girişimci ya da devlet eliyle böyle bir tesis yapılmalı değil mi? Orada çalışan 50 kişinin istihdamının bile önemli olduğu düşünüldüğünde göçü yavaşlatmış olmaz mıyız? Yakinen biliyorum ki; kiraz kuruları ve elma kurları bile çok ucuz fiyata alınıyor çiftçilerimizden. Biz kurutsak daha uygun fiyata çıkarılamaz mı çitçimizin el emeğigöz nuru?
Güreş ile ilgili de ayrı bir parantez açmak istiyorum. Sındırgı'ya güreş ile ilgili çok özel bir mekân yapılmış müze olarak. Sındırgı - Balıkesir güreşte Türkiye için önemli bir yermiş. Kırkpınar Güreşleri -ki güreşin Şampiyonlar Ligi- fazlaca Balıkesirli’yi ve Sındırgı’lıyı barındıran bir turnuva. Bu müzede vefat eden Sındırgı’lı güreşçiler ve hâlâ yaşayan Kırkpınar güreşçisi bir Sındırgı’lı bir güreşçinin fotoğrafları yansıtılmış. En önemlisi de ne biliyor musunuz: mirasçılarından ve bizzat kendilerinden madalyalarını, güreşe dair her neleri var ise almışlar ve bu müzeye getirmişler. Tabii ki gönüllü olarak. Genişçe bir envanter oluşturmuşlar. Gene özüne geleyim mi? Ekrem Yavaş başkan hâlâ bu ata sporunu yaşatmak için çabalıyor. Ve Ebeveynler bitti artık bu spor deyip çocuklarını göndermemezlik yapmıyorlar. Atalarımızdan kalan ne var ise yedik, bitirdik. Sındırgı bu alanda çalışma yapmaya devam ediyor ve bu bence takdire layık.
Bursa, Çanakkale, Edirne ve İstanbul gezileri gelecek bundan sonra. Belki sosyal medyamda paylaşırım gücüm ve vaktim yettiğince.
Hadi Kalın sağlıcakla.