Menü Halıkent Bölge Gazetesi
Vaiz Muharrem DEMİR

Vaiz Muharrem DEMİR

Tarih: 14.12.2022 01:16

PEYGAMBERLERE İMAN: Allah’ın Elçilerini Tasdik -2-

Facebook Twitter Linked-in

            Gerçek anlamda peygambere iman, onu ve öğretisini gerektiğinde hikmetle ve cesaretle savunmayı da içerir. Tıpkı Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılan Firavun ailesinden imanını gizleyen mümin kişinin yaptığı gibi. Hz. Musa'yı dine davetten caydırmak ve insanları ondan uzaklaştırmak için aldığı bütün vahşice tedbirler boşa çıkınca Firavun, kesin bir çözüm olarak Hz. Musa'yı ortadan kaldırmaya karar vermişti. Firavun konuyu yanındakilere açtığında durumun ciddiyetini anlayan bu mümin, o zamana kadar sakladığı imanını açığa vurdu ve öldürülmeyi göze alarak çeşitli delillerle Hz. Musa'yı savundu.

 

            Peygamberler, vahiyle şereflendirilmiş ve diğer insanlarda bulunmayan birtakım üstün niteliklere sahip, seçkin kişilerdir. Onlar İslâm inancına göre Allah'ın elçileri ve kullarıdır. Allah'ın izni olmadan kendi adlarına fayda sağlama ve zararı giderme güçleri yoktur. Allah'ın bildirdikleri dışında gaybı da bilmezler. Dolayısıyla İslâm, peygambere ilâhlık atfetmeyi ve peygamberi Allah'ın oğlu olarak görmeyi şiddetle reddeder.

 

            “Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırıp, "Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız." diyenler ve iman ile küfür arasında bir yol tutmak istenler yok mu! İşte gerçekten kâfirler bunlardır.” (Nisâ, 4/150-151) Allah Resûlü de bununla ilgili şöyle buyurmuştur: “Ben dünyada ve âhirette Meryem oğlu İsa'ya insanların en yakın olanıyım. Peygamberler ataları bir, anneleri ayrı kardeştirler. Dinleri ise tektir.” (Buhârî, Enbiyâ, 48) Aralarında çeşitli özelliklere sahip olma bakımından birbirlerine üstünlükleri olmakla birlikte müminler için, onlara iman noktasında peygamberler ve onlara indirilen vahiyler arasında bir ayrım söz konusu değildir: “Biz, Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a), İbrâhim, İsmâil, İshak, Yakub ve Yakuboğulları'na indirilene, Musa ve İsa'ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” (Bakara, 2/136)

 

            Allah Teâlâ kendisine ve gönderdiği elçilerin her birine ayrım yapmaksızın iman edenlerin mükâfatını da mutlaka vereceğini vaad etmiştir. Ayrıca peygamberleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderdiğini söyleyen Rabbimiz, “Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.” buyurmuştur. (En’âm, 6/48)

 

            Hz. Peygamber de Allah'a iman eden ve peygamberlerini tasdik edenleri âhirette peygamberlere ait yüksek köşklerle müjdelemiştir. Allah Resûlü (sav), önce gönderilen peygamberlere tâbi olan Yahudi ve Hıristiyanların kendisine de inanmaları hâlinde iki sevap alacaklarını müjdelemiştir. Öte yandan kendisine inanmayan Ehli kitabın akıbetini şöyle açıklamıştır: “Muhammed'in canını elinde tutan Allah'a yemin ederim ki bu ümmetten bir Yahudi veya Hıristiyan beni işitir, sonra da benim kendisiyle gönderildiğim (vahy)e iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur.” (Müslim, Îmân, 240)

 

            İlâhî vahyin sesine kulaklarını tıkamayanlar, dini tebliğ etmeye başladığında peygambere ve onun getirdiklerine inanmakta hiçbir tereddüt göstermemişlerdir. Ancak insanların, peygamberlerin davet çağrılarına tepkileri çoğunlukla inkâr, alay ve zulüm etmek şeklinde gerçekleşmiştir. Kendilerini gece gündüz imana davet eden Hz. Nuh'un kavminin bu davete tepkileri, parmaklarını kulaklarına tıkayıp kaçmak olmuştur. Yine Hz. İbrâhim'in, Hz. Lût'un, Hz. Şuayb'ın, Hz. Musa'nın, Hz. Yunus'un, Hz. İsa'nın ve nihayet Hz. Muhammed'in toplumlarının tepkileri birbirlerinden çok da farklı olmamıştır.

 

            Cenâbı Allah elçilerine bu zor anlarında, insanların kendilerine inanmaları maksadıyla peygamberliklerinin ispatı olan bazı mucizeler bahşetmiştir. Nuh tufanı, Hz. İbrâhim'in Bâbil kralı Nemrud tarafından ateşe atılmasına rağmen ateşin Allah'ın himayesiyle onu yakmaması, Hz. Musa'nın elindeki asânın yılana dönüşmesi, asâsını denize vurunca denizin yarılması ve açılan yoldan İsrâiloğulları'nın geçmesi, Hz. Süleyman'ın kuş ve karınca gibi hayvanlarla konuşması gibi Allah'ın peygamberlerine bahşettiği mucizelere inanıp iman edenler olduğu gibi inkârda ısrar edenler de olmuştur. Cenâb-ı Allah bütün bunlardan sonra inkâr edenleri helâk ederek cezalandırmış ve son peygamberi Hz. Muhammed'e bahşettiği mucize olan Kur'an'da, “Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.” (Nahl, 16/36) buyurarak insanlığı bu kavimlerin durumlarından ibret almaya ve elçisine iman etmeye davet etmiştir.

 

            Peygamberlerle birlikte yaşayıp onları gören, onlara inanan ve yolundan gidenlerin yanı sıra bir de peygambere yetişemeyen ama ona iman eden bağlıları vardır. Hz. Peygamber'in ashâ bından sonra gelen bütün Müslüman kuşaklar böyledir. Nitekim sahâbeden biri bir gün, “Yâ Resûlallah! Bizden daha hayırlı biri var mıdır? Biz Müslüman olduk ve seninle birlikte cihad ettik.” sorusuna şöyle karşılık vermişlerdi: “Evet, sizden sonra gelecek bir topluluk (sizden daha hayırlı olacaktır). Zira onlar beni görmedikleri hâlde, bana iman edecekler.” (İbn Hanbel, IV, 107) Konuyla ilgili başka bir rivayete göre ise Efendimiz (sav), “Ne mutlu, beni görüp de iman edenlere!” sözünü bir kere söylemiş, buna karşılık, “Ne mutlu, beni görmeden iman edenlere!” ifadesini tam yedi defa tekrarlamıştır. (İbn Hanbel, III, 155)

 

            Resûlullah (sav) aynı zamanda, “İnsanların en hayırlıları, benim çağımdakilerdir.” (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 212) buyurarak kendisine inanan sahâbe-i kirâmın genel anlamda faziletini ortaya koyduğuna göre, burada göreceli bir üstünlükten söz edilebilir. Zira kıyamete kadar gelecek her neslin, öncekilerde bulunmayan kendilerine özgü bazı üstünlüklerinin bulunması tabiîdir. Cennetin yüksek makamlarını elde etmenin önemli bir şartı, bütün peygamberlere hakkıyla inanmaktır. Tabiatıyla Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, peygamber olarak da Hz. Muhammed'i (sav) kabul eden herkes cennette Rabbinin nimetleriyle rızıklanmaya hak kazanmıştır. Cenâb-ı Hak, cehennem ateşinin, kendisine ve peygamberine en kalbî, en içten bir tasdikle inananları yakmasını haram kılmıştır: “Gönülden tasdik ederek Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in O'nun Resûlü olduğuna şehâdet eden kimseyi Allah mutlak surette cehenneme haram kılar.” (Buhârî, İlim, 49)

 

                     KAYNAK : HADİSLERLE İSLAM


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —