Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamber olarak gönderildiği toplum, cahiliye toplumuydu. Bu toplumun fertleri Allah’a inandıklarını söylüyorlar, her şeyi yaratanın, rızıklarını verenin Allah olduğuna inanıyorlar fakat elleriyle yaptıkları putları Allah’a ortak koşmaktan geri kalmıyorlar ve ona tapınıyorlardı. Kur’an-ı Kerim, insanlardan bazılarının Allah’ın dışındaki varlıkları putlar edindiklerini ve onları Allah’ı sever gibi sevdiklerini bildirerek, cahiliye dönemi insanlarının putlara olan sevgisinin boyutlarını anlatmaktadır. (Bakara Suresi, 2/165).
Bir başka ayette ise, müşriklerin putları aralarında bir sevgi vesilesi yaptığına dikkat çeker ve “sırf aranızda dünya hayatına mahsus bir sevgi uğruna Allah’ı bırakıp bir takım putlar edindiniz” ifadesini kullanır. (Ankebut Suresi, 29/25)
Kur’an-ı Kerimin müşrik toplumların putlarla ilişkisini böyle “sevgi ilişkisi” olarak nitelendirmesi, onların putları hayatlarının odak noktası haline getirmelerinden dolayıdır.
Ayetler, sadece geçmişteki bir toplumun inanç ve ibadet bakımından durumlarını yansıtmaz. Her çağda yaşayan insanlara mesajlarını verir. Ayetleri kendimizi muhatap alarak okursak, o zaman bizim de ne durumda olduğumuz ortaya çıkar. Buna göre birlikte şöyle düşünebiliriz: Ben hayatımın odağına neyi almışsam, aslında benim putum odur. Şimdi hepimiz hayatımızın odağında olan şeylere bakalım. Onları putlar bir araya getiriyordu. Put sevgisi merkezli bir hayat tarzına sahip idiler. Bizi ne bir araya getiriyor? Birbirimizi hangi nedenlerle seviyoruz?
Gençlerin büyük ekseriyetine bakıyorum: hayatın merkezine futbol oturmuş. Sohbetler, espriler hep onunla ilgili. Büyük çoğunluk da cep telefonu marifetiyle sosyal medya denilen insanı asosyal yapan bir ağa takılmışlar, çırpınıyorlar. Her yeni çıkan modanın ya uygulayıcısı ya da takipçisi olmuş durumdalar. Birbirleriyle konuşmaları hep bunun üzerine. Kimisi ev eşyasını, kimisi arabayı, kimisi parayı hayatın merkezine almış. Bunlarla yatıp bunlarla kalkıyoruz. Kimisi de nefsini, kimisi çocuğunu kutsallaştırıyor. Meğerse putperestlik sona ermemiş. Allah’ı sever gibi sevdiğimiz şeyler ne de çokmuş! Ben mümin olduğumu söylüyorum. Günlük hayatımda beni yönlendiren şey inandığım Allah, O’nun Mukaddes Kitabı Kur’an ve onun uygulayıcısı Hz. Muhammed ise ben gerçekten Allah’a kulluk yapan bir insanım demektir. Ama günlük hayatımı para, mal, mülk, araba, altın, döviz, nefsim, kadın, çocuk, eşya gibi şeyler yönlendiriyorsa o zaman kimlere, nelere taptığımı düşünmeliyim.
Mutlu değiliz. Çünkü geçici dünya hayatına dair nesneleri putlar haline getirmişiz. Kıblemizi şaşırmışız. Ayaklarımız camilere değil, başka yerlere götürüyor bizleri. Kalbimiz, bizi ayrılık acısıyla inleten faniliklerin peşinde koşuyor çünkü. Gözümüz zahiri güzelliklerin geçici olduğunu idrak edemiyor. Kulaklarımız hak sözleri duymaya duymaya paslanmış. Mutlu olmak istemeyen yoktur. Formül basit aslında: Allah sevgisini hayatımızın merkezine almak, Allah’ı her şeyden daha fazla sevmek ve sevgilerimizin Allah için olmasına dikkat etmek. İşte o zaman içimizdeki putların tepetaklak olduğunun mutluluk verici sesleri gelir kalbimizin kulağına.