Balık hafızalı bir milletmişiz. Acıyı da, kederi de, mutluluğu da çabuk unutuyormuşuz. Aslında kendimize haksızlık yapıyoruz gibi geliyor bana. Unutmamız gerekenleri, unutmak gerektiği için unutmamız gereken zaman diliminde unutuyoruz. Hemen kızmayın canım. Biliyorum çabuk unutuyoruz da biz eski kıta ve yepyeni kıtalar gibi uyuşuk kalan milletler topluluğundan değiliz. Coğrafi kaderimizden, tarihi kaderimizden ve emanetini yüklendiğimiz dini liderliğimizden kaynaklı hareketliliğimiz var bizim. O kadar hareketlilikte duygularımız da aklımız da durağan olamaz ve olamamalı değil mi?
Klasiktir; milletlerin hafızaları milletlerin tarihleridir. Bizim tarihimiz Hep acılarla dolu. Anadolu demişiz Anayurda. Kader bellemişiz... Sonra da coğrafya kaderdir demişiz… Bazen kabullenmişiz acı kaderi, bazen isyan etmişiz yaradanı istisna (dışında) tutarak. Ama unutmamışız iyilik yapanı kendisine yaptığımız iyilikleri unutmamıza rağmen. Kötülük yapan hafif sıvazlasa sırtımızı dost belirlemişiz hemen. Ne kadar doğru ise...
Tarihi kayıtlarda 100 - 150 yıl çok kısa bir zaman aralığı olarak görülüyor. Şöyle bir bakın tarihimize: savaşlar, göçler, depremler, yangınlar, baskılar, zulümler… Çanakkale Savaşı'ndan alsak bile şu an inceleyeceğimiz tarihi: Çanakkale Savaşı'nda (bir sene dolmadan) 250.000 Vatan evladını Şehit vermişiz bu Topraklara… Kurtuluş Savaşı bu topraklarda ya varlık ya da topyekûn yok oluş mücadelesi… Her evden en az bir şehit… Zulmün, işkencenin, soykırım teşebbüsünün; büyük devletler eliyle Yunan'a ihalesi… Cumhuriyet döneminde de yaşandı depremi, seli, açlığı, göçü ve ekonomik krizi… Gündemimiz üzerinden gidersek ; 1930 Hakkari, 1939 Erzincan, 1942 Erbaa, 1943'te Niksar, 1943'te Ladik, 1951 Bingöl, 1966 Muş, 1967 Mudurnu, 1969 ve 1970 Demirci ve Gediz Depremleri (dedelerimizin, anne babalarımızın hani o 23 Nisan bayram alanında olduğumuz için yıkılan evlerde bulunmamakla can kaybı olmayan ve Demirci'yi de etkileyen deprem ) 1992 Erzincan, 1999 Gölcük ve Düzce, 2011 Van, 2020'de Elazığ ve en son Maraş… Hepsi binlerce acının hikâyesini barındırıyor. Ölü sayılarını yazmamamın sebebi: acının hikâyesinin rakamla ifade edilemeyecek boyutta olmasındandır.
Unutmamamız gereken bu coğrafyada son 30 yılda bile PKK terörü, yanı başımızdaki Körfez harbi,1999 depremi, 2001 ekonomik krizi, 2007 e-muhtıra krizi, 2011 Van depremi, 2012 MİT krizi, 2016 darbe teşebbüsü ve 2023 11 ilimizi vuran ağır deprem. Bende ve her birimizde olayların hepsinin az ya da çok travmatik sonuçları oldu. Ama her birisinden ayrı ayrı ders çıkarmasını bildik. Kaderimiz olanlar da vardı ama kaderimizi acıya çevirmek için kullanmak isteyen iç ve dış mihraklar, hep ayrı ayrı taktiklerle saldırıyorlar gibi geliyor bana. Onun için biz hem coğrafi kaderimize hem bin yıldır hiç eksilmeyen iç dış düşmanlarımıza, her türlü önlemi alarak varlığımızı güçlendirerek sürdürmek ve en önemlisi de varlığımızı nasıl sürdürmemiz gerektiğini yeni nesillere aktarmak zorundayız. Bildiklerimizi çocuklarımıza öğretmek zorundayız. Hiç bilmiyor isek sofra başında kısaca aktarmak zorundayız düşmanı dostu… bilmeli gençler dostluğu düşmanlığı…
Çocuklarımızın torunlarımızın dünyaya eskilerin deyimiyle bigane kaldığı yani duyarsız kaldığı bir ortam olur ise geleceğimiz sıkıntı altındadır diyebiliriz. Benim çok hoşuma giden bir söz var: “ bu vatan bize atalarımızdan yadigar değil yarınlarımıza emanettir.” O halde emanet aldığımız bu yurdu deprem, sel, yangın, savaş, ekonomik kriz… Her türlü sıkıntıda, bu sıkıntıyı atlatabilecek bilgiyi, birikimi ve tecrübeyi gelecek nesillere en güzel şekilde aktarmak, ana baba isek ana babalık görevi, öğretmen isek öğretmenlik görevi, herhangi bir vatandaş isek vatandaşlık görevi olarak görülmeli ve uygulanmalıdır
Bir okurum yazılarla ilgili ‘çok güzel heyecanla okuyoruz da bazıları uzun olduğu için okumaktan vazgeçebilinir’ dedi, geçen gün bana.
Haftaya bir üstattan etkilenerek yazacağım “yaraları sarmak” konusundaki yazıyı yazmayı düşünüyorum ömrümüz var ise …
Buluşalım haftaya… Kolay gelsin hayat cemi cümlemize…