Daha önce böyle makina gören yok köyde. Köyün bütün adamları orda, kayaların üstüne dikelmiş hayret ile dozeri seyrediyorlar. Cigaralar ağızda, gözler kısılmış. Dozerin hareketlerini birbirlerine gösteriyorlar. Makinanın gürültüsü arttıkça daha da yüksek sesle konuşuyorlar. Ben de öküzleri kayalıklara doğru sürdüm. Nasıl olduysa öküzün bacağı kırıldı. Öküz yerden kalkamadı. Köye haber gitti. Babam geldi. Dozer seyreden adamlar döndü bize baktı. Kasap geldi, öküzü kesti. Arkasından çocuk gibi ağladım. Öküz çifti bozulunca işler aksadı tabi. Buğdaylar harmanda kaldı. Babam bunaldı, ‘keşke sen ölseydin’ dedi. Çaya doğru koşturmuşum ben. Gece eve gelmedim.
“Koskoca Mustafa Ağa el işinde çalışacak ha! Dünya tersine döndü” dedi insanlar. El işinde, el tarlalarında çalıştı babam. Divanenin ne kast ettiğini iş işten geçtikten sonra anladım. Yine de küskündüm babama. Ağustos sıcağında su kazarken üzerine toprak çöktü Mustafa’nın. Boğazına kadar toprağa battı, gözümün önünde. Son nefesiyle ‘git oğlum, toprak daha da çökecek’ dedi. Babam kahverengi etli toprağın altında kayboldu. Koştum can havliyle, yolda gördüğüm herkeze habar verdim. Acı nefesler içinde ciğerlerim yırtıldı.
Babam ölünce çerçilik yaptım. Harç borç kasalı bir Rus motosiklet aldım. Köylere, incik, boncuk, kap kaçak götürüp sattım. Yıllarca çalıştım. Biraz para biriktirince halıcılığa başladım. Halıcılık dedimse seyyar halıcılık. Mahalle aralarında. Eski tip bir dolmuşum vardı. Benzinli, kırmızı, tavanı beyaz. Nikelajlı gözkapakları bile var. İkide bir yolda koyardı ama. Fren mi tutmadı, araba mı kaydı bilmiyorum. İzzet’i görüyorum buradan. Başı direksiyonda. Alnından kan sızıyor. Polatlı’ya girmek üzereydik galiba. Hava karanlıktı, kalorifer açıktı, teypte ‘İndim Havuz Başına’ çalıyordu. Aniden anayola kamyon çıktı. İzzet frene bastı, boğuk ve kuvvetli bir çarpma sesi geldi. Mantar patlar gibi. Benim emniyet kemerim takılı değilmiş. Camdan fırlamışım. Arabalar durdu, biri ambulans çağırın diye feryat ediyor. Korkuyor muyum, hayır. Vücudumu hissetmiyorum. Yerler buz gibi. Ayak sesleri, elbise hışırtıları, sirenler, koşturmaca. Her şeyi duyuyorum, ama hiçbir yerim kımıldamıyor. Ölmek o kadar da zor değilmiş. Ne zamana kadar aklım başımda kalacak bilmiyorum. İzzet yaşasa bari.
Her ay Ankara’ya halı satmaya gidiyoruz. İzzet’i ufaktan beri yanımda götürüyordum, işi öğrensin diye. Sırtımızda apartmanlara çok halı çıkardık. Keçiören sokaklarının dili olsa da konuşsa. Para kazandık bereket versin, çevremiz de oldu. Sonra arabayı değiştirdim. Araba dediğim Ford 2,5 dizel, yeşil renkli, üst tarafı şişkince olanlardan. Ama ne araba. Yola bir yapıştı mı uçuyor Yolda kalmak falan hak getire. Köyde benden gayrı kimsede yok. Cazgırlan İsa kıskandı beni kahvenin önünden dolmuşla geçerken. Hasedinden çatladı. Yüzünden anlıyorum. Onun dolmuşu benzinli, kırmızı Ford. Köyden yolcu çeker kasabaya. İnsanın ölürken aklına bunların gelmesi tuhaf.
İzzet’e dedim, cuma günü yola çıkacağız dedim, arabayı götürme dedim. Arabayı gizlice almış arkadaşları ile çaya gitmiş. Çaya baraj yapıyorlar. Öyle devasa makinalar var ki akıl alır gibi değil. Kamyonların tekerlekleri adam boyu. Onlara mı bakmaya gittiler yoksa balığa mı bilmiyorum. Çaydan dönerken dar bir köprü var, yola biraz şifşit durur. Hangi müyendis yaptıysa artık. Oğlan köprünün kenarına çarpmış. Zapt edemedi arabayı herhal. Köye habar geldi. Traktör tutup gittik. Kalabalık toplandı. Köylüler yarım ağızla üzüldü. Arabanın koltuklarında naylonlar duruyor daha. Nasıl içim yandı. Cazgırlan İsa da geldi. Ağzında pis bir gülüş var, yamuk yamuk. Dolmuş yan dönmüş yolu kapatmış. Güzelim dolmuşun önü haşat. Traktörle çektik, yolu açtık. İzzet korkmuş, arkadaşları yol kenarına dizilmiş. Hepsi korkmuş. Neye yanayım bilemedim. Araba tamir oluncaya kadar seyyara gitmek imkânsız. Gidemezsem toplanacak paralar var. Halı fabrikasına ödememiz gereken taksitler var. Nasıl olacak ki! Akşam düşündüm düşündüm, İsa’dan dolmuşu ödünç istemeye karar verdim. İsa yayıldıkça yayıldı, bir para istedi ki sorma gitsin. Evde İzzet’i görünce tepem attı. ‘Keşke dolmuşa bir şey olacağına sen ölseydin’ deyiverdim. Babamın bana yıllar önce dediği gibi. İzzet’i çıkardılar arabadan. Çok şükür yaşıyor. Artık bitir hikâyeyi…