Menü Halıkent Bölge Gazetesi
Mustafa KAYA

Mustafa KAYA

Tarih: 04.10.2022 23:07

DİNLEDİKÇE DİNLENMEK

Facebook Twitter Linked-in

               Dinlemeyi sevmeyen bir toplumuz, doğru. Dinleyeceğimiz konu ya da konuşmalarda da dinlemek istediklerimizi konuşanlar olmalı düşüncesindeyiz, o da doğru. Hatta kendi düşüncemize aykırı olan sözlerin doğru olmasını, bizi doğruya götürmesini istemiyoruz, bunu kabullenmiyoruz, o da besbelli doğru. Halbuki doğru dediklerimiz içerik olarak külliyen yanlış, ama bu da doğru.

               Sadece ideolojik olarak, dünya görüşü olarak, tuttuğumuz takım ve siyasi pozisyonumuz gibi kamplaşmış, bağnazlaşmış, tutucu düşüncelerimizden veya tavrımızdan da bahsetmiyorum. Örnekleyecek olur isek; eğitimimizde ne gibi eksiklikler var? Gençlik neden duyarsız? Araba alır iken hangi marka alınmalı? Sorularında bile olayı sorunsallaştırabiliyoruz bu da doğru mu? Bana göre doğru…

               Ezcümle; dinlemiyoruz, dolayısı ile dinlenmiyoruz. Ve en ufak aykırı düşünceyi kabul etmiyoruz. Bu meselemizin sosyolojik, psikolojik temelleri ve belki de genetik faktörleri vardır. Aslında hepimiz incelenmeliyiz, incelemeliyiz ve irdelemeliyiz.

               Bununla birlikte son zamanlarda benim belki de daha fazla dikkatimi çektiği için dinlenmeyi fazlasıyla hak eden hutbeler hazırlanıyor. Yalan yok! Namaza, cuma namazına, tüm Demirci halkı gibi en geç girenlerden olduğumuz için vaazları kaçırıyoruz. Ama hutbe için vaktimiz oluyor. Bu arada telefon ile oynamak ya da telefona bakmak gibi bir derdimiz yoksa! Sonra da  çocuklarımıza kızarız; “okulda telefona bakma!, evde ders çalış telefondan sana fayda gelmez!.” Gibi konuşarak uyarırız. Halbuki; çoğunluğumuzun Hristiyanlar misali haftada bir kez yarım saat ayırdığımız Allah ve rızası için toplam beş dakikayı geçmeyen Cuma hutbesini bile dinleme nezaketinde bulunmayız.

               Ben geçen Cuma hutbeyi dikkatle dinledim. Çok da hoşuma gitti. Zamanında hutbe de yazmış veya yazmayı denemiş bir şahıs olarak 23 Eylül 2022’deki hutbeyi sevdim.

               Konusu helal kazanç ve alın teri. Hani %99’u Müslüman olan toplumuz ya… ben gerçi bunda sapama hatası olduğunu düşünüyorum ama %75 bile kabul etsek ve bu hutbedeki ayet e hadisi göz önünde bulundurarak hareket etsek vallahi bu toplumun sırtı yere gelmez. Buyurun; Allah “Allah’ın size verdiği helal ve temiz rızklardan yiyin ve iman etmiş olduğunuz Allah’ın yasaklarından sakını!” ve peygamberler peygamberi Allah resulünün; “Dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, sıddıklar (Peygamberi doğrulayan, yolundan giden öncü insanlar) ve şehitlerle beraberdir.”

               Akabinde hutbede helal kazanç için alın teri dökmek, ölçüyü tartıyı eksiksiz yapmak, söz ve davranışlardan bahsediliyor. Ve benim hoşuma giden, sonradan tekrar sanal ortamda okuduğum bir cümlesi var hutbenin, hadi buyurun; “Helal kazanç, maddi yönden yükselirken, manevi olarak tükenmemektir. Hırs ve tamahın esiri olmamak, boynunda hiçbir kulun vebalini taşımamaktır. Helal kazanç yalan, hile ve aldatmadan kaçınmak, haram lokmayı, mideyi yakıp kavuran bir kor gibi görmektir.”

               Hutbeden her ne kadar dürüst ve güvenilir insan sayısının diğerlerinden daha çok olduğunu bahsetse ve azalma eğilimi olduğunu söylese de ben bu cümlenin azalma eğilimine kadar olan kısmının nezaket gereği kurulduğu düşüncesindeyim. Azalmanın katlanarak arttığı ve ne yazık ki yalan söylemeyen dürüst olmayan tüccar sayısının diğerlerinden daha fazla olduğunu düşünmekteyim. Hatta bunu “helal olsun, adam şöyle böyle kazanıyor. Yalancı da olsa çok kazandı.” Cümleleri ile haramı, yanlışı meşrulaştırıyor. Önemli gördüğüm diğer bir cümlesi de “Çalışma ve ticaretin de bir imtihan,  işini layıkıyla yapmanın da bir ibadet olduğu bazen göz ardı ediliyor.” Cümlesinin neresi yanlış?

               Hutbede mutlaka her birimizin içerisine mutlaka gireceği şu paragrafa da bakalım mı:

               Hâlbuki İslam, boğazımızdan geçen her bir lokmanın helal ve meşru olmasını imanımızın bir gereği olarak görür. İçki ve ticaretinden, içerisinde kumar olan bütün oyunlardan, faizin her çeşidinden, hırsızlık, rüşvet, tefecilik, kamu malını üzerine geçirmek, stokçuluk ve karaborsacılık gibi her türlü haramdan şiddetle kaçınmamızı emreder. Unutmayalım ki kim helalinden kazanıp helal yollarda harcarsa ibadeti kabul, duası makbul olur. Kazancı bereketle, hanesi huzurla dolar. Nihayetinde Allah’ın rızasına ve cennetine nail olur. Kim de yediğine, içtiğine, giydiğine haram bulaştırırsa malının bereketi azalır. Kazandığını zannederken aslında kaybeder. Dünya saadeti yok olur, ahirette ise cehennem azabına duçar olur. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Haramla beslenen vücudun layık olduğu yer ancak cehennemdir.”

               Abartmadan söyleyeyim ki; hangi görevi yapıyor olursak olalım. Hangi ticareti yapıyor olursak olalım, hangi alın teri işinde çalışıyor olursak olalım bu toplumun %50’si dürüst ve güvenilir olsa, diğer yarımızı düzeltir ve iyiliği güzelliği geçmişimizdeki kutlu medeniyette olduğu gibi hâkim kılabiliriz.

               Sahi dinlemek ve dinlenmekten bahsetmiştik değil mi? Hatiplerimiz de dinlenmek için dinlemeli, dinletmek istediğimiz konularda hazırlıklı ve donanımlı olmalı değil miyiz? En azından hutbeyi öncesinde birkaç kez okumalı ve aşinası olmalıyız.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —