Savaş, tüm çıplaklığı ile, tüm korkutuculuğu, ürkütücülüğü ile ve yıllar sonra anlaşılacağı üzere tüm dezenformasyonu ile gözlerimizin önüne seriliyor. İnsan hayatının zerre değerinin olmadığını anlamanın bir yolu da savaşan tarafların öldürdüğü insan sayılarını gurur ve onur verici bir dille anlatmasıyla görüyoruz. 5000 Rus askeri, şu kadar Ukraynalı öldürdük vb. açıklamalar benim aklıma hayvan hakları savunucularını getiriyor. Hayvan hakları savunucuları bile bu tür rakamları verirken hayvana, insana verilenden daha fazla değer veriyor. Bu cümleyi sarf etmem hayvan hakları savunucularının davasındaki samimiyetin bizlerde de insan haklarında en azından olması gerektiğini ifade etmek içindir. Bununla beraber son yıllarda artan hayvana karşı şiddetteki hassasiyetin, hassasiyet gösterenler üzerinde insanlara karşı yapılan şiddet ve zulümde de gösterilmesini istemek hakkımız olmalı. Bugün için Ukrayna’daki işgale karşı hep beraber tepki gösterme hepimiz için mutlak bir gerekliliktir.
Geçen haftaki yazımda da belirttiğim üzere, Müslüman coğrafyadaki savaşları, zulmü, mazlumların göçünü, açlığı, sefaleti ve savaşın ardında bıraktığı, yıkık, dökük hayatları çocukluğumdan beri görüyorum. Ama ayan beyan hem de Avrupa coğrafyasında ve hem de Hristiyan iki ülke arasındaki savaşı bu kadar yakından takip edebiliyoruz. Hemen ve ilkin, tüm samimiyetimle söyleyeyim ki; hem içimden hem alenen bu savaşı lanetliyorum. Bunun bir işgal hareketi olduğunu Ukraynalı insanlara orantısız güç ile müdahale edildiğini, masum -şu an yaklaşık 1 milyon- insanın göçe zorlandığını dile getiriyor ve bu harekâtın başlatanına, tahrik edenlerine lanet okuyorum. Dedelerimizin “moskof gavuru” diye nitelendirdiği Rus Oligarkı’nın (tarihte Kars, Ardahan ve civarındaki topraklarda yapılan zulümleri inceleyin lütfen) ne kadar acımasız ne kadar gaddar olduğunu söylediğini hâlâ beyinlerimizde hatırlarız. Uzağa gitmeden kendi halkına bombalar yağdıran Suriye lideri Esad’ın tam halkının yakasında düşüp hesap vereceği sırada yardımına koşan ve Halep’te, İdlip’te ve Suriye’nin diğer coğrafyasında taş üstünde taş bırakmayan, insanların üzerine bombalar yağdıran gene Rusya değil mi? Buralarda yıllardır yüzbinlerce insanın ölümüne sebep olan gene Rusya değil mi? Açıkçası; Ukrayna savaşının içimizi çok az da olsa ferahlatan tarafı, Rusya’nın Halep’i bombaladığı gibi Amerikan’ın Bağdat’ı bombaladığı gibi Kiev’in bombalanmamasıdır. Savaşın görünen zalim komutanı Putin diyor ki; “iki ülke halkı kardeş, tek millettir.” Herhâlde bundan olacak ki Suriye’de yüzbinlerce insanı öldürdüğü gibi en azından şimdilik öldürmüyor. Söylenecek daha fazla söz var da, dilim de varmıyor, yerim de dar.
Bu arada mülteciler ile ilgili Avrupa’nın tavrı da kayda değer oldu bu savaşta. tam bir turnusol kağıdı oldu bu son savaş. Avrupa’nın gerçek yüzünü gösterme hadisesi oldu bu tavır. Mehmet Akif’in; “Nerde gösterdiği vahşetle bu bir Avrupalı” dediği, Bilge Kral Bosna’nın son zamanlarda hem komutan hem de bilgelikle İslam Dünyasına sunduğu büyük insan Aliyya İzzet Begoviç’in; “Bunu hiç unutma evlat! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı devam eden sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.” Dediği Avrupa ve batı. Neden mi bu kadar ağır söyleme zorunluluğu hissettim: Gelecek hafta örnekleri ile aktaracağım, batının ve büyük oranla Avrupa’nın ikircikli, vahşi, çirkin iki yüzlülüğüne giriş olsun diye… Haftaya emi…