Menü Halıkent Bölge Gazetesi
Vaiz Muharrem DEMİR

Vaiz Muharrem DEMİR

Tarih: 28.09.2021 22:40

ALDATMAK : BİZİ ALDATAN, BİZDEN DEĞİLDİR

Facebook Twitter Linked-in

                Allah Resûlü (sav) bazı ihtiyaçlarını temin etmek için zaman zaman Medine pazarına gider, bu vesileyle gelip gidenlerden ve alınıp satılan lardan da haberdar olurdu. Yine bir gün pazarda dolaşırken bir buğday yığını dikkatini çekti. Hububatı satan adamın yanına gelerek buğday yığınına elini daldırdı. Ancak buğdayın altı göründüğü gibi çıkmamış, Efendimizin parmakları ıslanmıştı. Satıcıya ıslaklığın sebebini sorduğunda, yağmurdan kaynaklandığı cevabını aldı. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Öyleyse insanların görmeleri için ıslak olan kısmı üste koyman gerekmez miydi?” (Müslim, Îmân, 164) diyerek ticaret ahlâkına dikkatleri çekti. Anlaşılan o ki, satıcı kuru ve ıslak olan buğdayı ayırmadan satışa sunmak suretiyle insanları aldatmaktaydı. İnsanları aldatmak ise, Peygamberimizin sünnetinden ve yolundan uzaklaşmak demekti: “Müslümanlar arasında aldatma olamaz! Bizi aldatan, bizden değildir!” (Dârimî, Büyû’, 10)

                Çarşı ve pazar gibi yerler ahlâkî olgunluğa erişmemiş, kendi menfaatlerini ön plâna çıkaran kişiler için yalana, hileye, haksızlığa daha müsait ortamlardı. Resûl-i Ekrem’in, “Allah’a en sevimli yerlerin mescitler; en sevimsiz yerlerin ise çarşılar olduğu” (Müslim, Mesâcid, 288) sözü hem bu gerçeğe dikkat çekiyor hem de böyle yerlerde özel bir duyarlılıkla hareket edilmesi gerektiğini hatırlatıyordu.

                Yine Allah Resûlü, bir mümine zarar verenin, onu aldatanın Allah’ın rahmetinden uzak kalacağını bildirmiş, “Arabozuculuk yapan, yaptığı iyiliği başa kakan ve cimri olan kimse cennete giremez.” (Tirmizî, Birr, 41) buyurmuş tur. Aldatanların, şefaatinden mahrum kalacakları ve sevgisini kazanamayacakları uyarısında bulunmuştu. Hatta malını satmak için çokça yemin edenlerin ve malındaki kusuru açıklamadan satan kimselerin Allah'ın gazabına uğrayacaklarını ve melekler tarafından lânetleneceklerini haber vermişti. Karaborsacılık yapanları günahkâr olarak nitelemiş, insanların kandırılması ihtimali olan alışveriş türlerini yasaklamıştı. Bu konuda bir uyarı da Ebû Hüreyre’den gelmişti. O, sattığı süte su karıştırarak insanları aldatan birine şöyle diyordu: “Kıyamet gününde, "Suyu sütten ayır! denildiğinde ne yapacaksın?” (Beyhakî, Şuabü’l-îmân, IV, 333)

                Esasen bir kimsenin, başkalarını aldatsa bile, insanların yaptığı her şeyden haberdar olan Yüce Rabbimizi aldatması mümkün değildir. Bu yüzden Yüce Allah'ın kullarını ve dolayısıyla o kulların Rabbi olan Allah'ı kandırdığını düşünen, gerçekte sadece kendini kandırmaktadır: “Onlar Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.” (Bakara, 2/9)

                Diğer yandan her ne surette olursa olsun bir başkasını “aldatmamak” temel bir dinî ve ahlâkî düstur olduğu gibi, aynı zamanda “aldanmamak” da önemli bir husustur. Hz. Peygamber, karakter itibarıyla saf bir sahâbî olan ve alışverişte kolaylıkla kandırılabilen Münkız b. Amr’a önce alışveriş yapmamasını söylemiş, ancak o alışveriş yapmadan edemeyeceğini belirtince de hiç değilse alışveriş esnasında “Aldatma yok.” diyerek muhataplarını uyarmasını tavsiye etmiştir. (Ebû Dâvûd, Büyû’ (İcâre), 66)

                “Mümin, aynı delikten iki defa sokulmaz.” (Buhârî, Edeb, 83) hadisi de Müslümanların aynı hataya iki defa düşmek suretiyle aldanmamaları gerektiğine işaret eder. Kişi çevresini ve insanları iyi tanımalı, onlardan gelebilecek tehlike ve zararlara karşı şuurlu olmalıdır. Kendi tecrübeleri kadar başkalarının tecrübelerinden de istifade etme yoluna gitmelidir. Bu husus, insanlarla ilişkilerin temelde güven üstüne kurulması, ancak ihtiyatlı davranmanın da elden bırakılmaması anlamına gelir.

                Peygamber Efendimizin aldatmama ve aldanmama ile ilgili tavsiye, emir, uyarı ve yasaklarının daha çok alışveriş alanıyla ilgili olduğu dikkat çekici bir husustur. Ancak Peygamberimiz (sav), hangi alanda olursa olsun insanların aldatılmasına karşı çıkmış, hatta şakayla bile olsa buna asla müsaade etmemiştir. Nitekim o, “Ben (her hâl ve şartta) sadece hakikati söylerim.” buyurmuştur. (Tirmizî, Birr, 57) Allah Resûlü’nün bu konudaki tavrına tanıklık edenlerden birisi de o zaman küçük yaşta olan Abdullah b. Âmir’dir. Abdullah şöyle anlatır: “Bir gün Resûlullah (sav) evimize ziyarete gelmişti. Ben henüz küçücük bir çocuktum. O otururken ben oyun oynamak için dışarı çıkmak istemiştim. Bu sırada annem, "Abdullah! Yanıma gel. Bak sana ne vereceğim!" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sav), "Çocuğa ne vereceksin?" diye sordu. Annem, "Ona hurma vereceğim." deyince, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Eğer çocuğa bir şey vermeseydin, bu söz (amel defterine) bir yalan olarak yazılacaktı." ”  (İbn Hanbel, III, 447)

                Hz. Peygamber, haksız olduğu hâlde haklı görünmeye çalışan kimseleri ikaz ederek bu tür yollarla elde edilen kazancı, “elde tutulan bir ateş parçası” olarak nitelemiş ve bundan şiddetle kaçınmak gerektiğini belirtmiştir.

                Diğer taraftan, Hz. Peygamber’in en önemli sünnetlerinden olan istişare konusunda da son derece titiz davranmak, başkalarına yol gösterirken doğrudan ve haktan ayrılmamak gerekmektedir. Zira bir Müslüman ancak hakkı tavsiye edebilir ve danışanı yanlış ve zarar verecek şekilde yönlendirmek de bir aldatmadır. Allah Resûlü (sav), “Her kim kardeşine bile bile gerçek dışı bir tavsiyede bulunursa kardeşine ihanet etmiş olur.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, İlim, 8)

                Şu hâlde gerek sorunlarına çözüm arayan kişilerin, gerekse bu sorunları giderecek makamlarda bulunanların adalet, eşitlik,  doğru sözlülük, samimiyet gibi temel ahlâkî değerlere daima bağlı kalmaları şarttır. Aksi takdirde bu değerlerin yerini haksızlık, tarafgirlik, yalan ve aldatma gibi toplumu birbirine düşüren, kardeşlik bağlarını koparan, güven ve istikrar ortamını zedeleyen hususların alması kaçınılmazdır. Bu bağlamda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah'ın kendisine yöneticilik verip de yönettiği kimseleri sadakat ve samimiyetle koruyup gözetmeyen kimse, cennetin kokusunu alamaz.” (Buhârî, Ahkâm, 8) Her Müslüman kendine düşen vazifeleri yaptıktan sonra, işin ehli kişilere danışmayı da bir erdem olarak kabul etmelidir. Kuşkusuz bir bilene danışmak, o kişinin görüşlerine değer vermek anlamına geldiği gibi, tek yönlü bakış açısının doğuracağı yanılgılardan da insanı kurtarır.

                Hz. Peygamber, kendisine gelip Müslüman olmak üzere biat eden Cerîr b. Abdullah’tan, “diğer Müslümanlara karşı samimi olmasını” istemişti. (Buhârî, Îmân, 42) Bu tavsiyeyi hayat düsturu edinen Cerîr, alışveriş yaparken de muhatabına daima dürüst ve müsamahalı davranır, karşısındaki kimsenin hakkını kendisinden daha fazla kollardı. Sevgili Peygamberimiz kendisi de hiçbir zaman ve hiçbir surette insanlara karşı samimiyet ve sadakatten ayrılmadı. Sünnetini yaşatmak ve böylece cennete erişmek isteyenlere de hep bunu tavsiye etti; tıpkı küçük Enes’e söylediği gibi: “Yavrucuğum! Kalbinde herhangi birine karşı bir aldatma (samimiyetsizlik) bulunmadan sabahlayabilecek ya da akşamlayabileceksen, bunu yap! Yavrucuğum! İşte bu benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimi yaşatırsa, beni sevmiş demektir. Kim de beni severse, cennette benimle birlikte olur. ” (Tirmizî, İlim, 16)

                          KAYNAK : HADİSLERLE İSLAM

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —